Ali Şen'den şok eden 95-96 itirafı!

Trabzonspor-F.Bahçe arasındaki düelloda bordo-mavililer rotayı 1995 yılındaki şampiyonluğa meşhur Aygün vakasına çevirdi...

Ali Şen'den şok eden 95-96 itirafı!

Ali Şen’in o olayla ilgili 2005 yılında Futbol Extra Dergisine yaptığı şok itirafları buldu.

Türk futbolunun gündemine oturan hatta şike yargılamasını bile gölgede bırakan Trabzonspor ile F.Bahçe arasındaki söz dullosunda rota 1996 yılındaki meşhur Aygün olayına çevrilirken sporx.com tarihe ışık tutacak itiraflara ulaştı... F.Bahçe'nin açıklamalarına dün yaptığı yazılı açıklamayla cevap veren ve açıklamasında “Bu bakış açısı Aygün'ün kafasını sarmalayıp şampiyonluğu bu yolla kazandığını itiraf eden anlayışın bugünkü nesillere taşınmış halidir” sözlerine yer veren Trabzonspor'un gündeme getirdiği Aygün konusu dönemin başkanı Ali Şen'in o olayla ilgili itiraflarını gündeme getirdi. Sporx, bu olayla ilgili tam 9 yıl sonra 2005 yılında, “Aygün'ü mumyaya çevirdim” sözleriyle tarihi itirafta bulunduğu Futbol Extra Dergisi'nin o sayısına ulaştı. 

İşte, Ali Şen'in Trabzonspor'la F.Bahçe'nin yarıştığı 1995-96 yılındaki şampiyonluk yarışıyla ilgili “Masada şampiyon olduk” ve “Aygün'ü mumyaya çevirdim” itiraflarında bulunduğu Futbol Extra Dergisi'nin mayıs 2005 sayısında yer alan o röportajından bazı paragraflar:  

SORU: Trabzonspor Başkanı Atay Aktuğ dedi ki; "İki türlü şampiyon olursunuz. Bir; sahada güçlü takım kurarak, iki; F.Bahçe gibi masa başında..." Bu sözler hakkında ne düşünüyorsunuz?

ALİ ŞEN: Atay doğru söylüyor. Yönetici kulübü yönetirken yerde mi, şiltede mi oturacak? Tabii ki masada oturacak, masadan yönetecek. F.Bahçe tabii ki masa başında kazanıyor. Bakın şimdi, akıllı insan az akıllının hep sırtındadır. Hangi rejimde olursa olsun az akıllılar sürekli geriye kalır. Ben sürekli daha akıllı olduğumu söyledim. Gelelim 1995'te Trabzon'da oynanan o meşhur maça... Ben o gün futbolcularımın sahaya rahat çıkmalarını organize ettim. Ne demek bu? Şu demek: Maç öncesi Trabzon'da yer yerinden oynuyordu. Hani o bildiğimiz sembolik cenaze törenleri yapılıyor, ellerde tabutlar gezdiriliyor, ''Ali Şen öldü. Allah rahmet eylesin'' diye sloganlar atılıyordu. Tabii bu işin esprisi ve gırgırıydı. Ama futbolcular bu atmosferden olumsuz etkileniyordu. Ne yapmam lazımdı benim şimdi? O zaman sıkıyönetim de yok. İşte biz o gün Trabzon'a sıkıyönetim getirdik. Bir gecede 3 bin 500 jandarmanın kente gelmesini sağladık ve Trabzon'daki sıcaklığı aldık. Avni Aker Stadı'nın tribünlerinin taraftar - jandarma, taraftar - jandarma şeklinde dizilmesini temin ettik. Şimdi bütün bunlar akıl işidir, zekâ işidir. Bunlar masalarda alınan kararlardır. Biz 1995'te Trabzonspor'u önce masada yendik. Sonra futbolcular sahaya çıktı ve çerçeveye iki gol attılar. İşte benim anladığım masa başında kazanmak bu. Aziz Yıldırım'ın "Biz maçın sadece sahada kazanılmayacağını öğrendik" derken kastı nedir, sürekli açık konuşmayı seven biri olarak doğrusu anlayamadım. Ama ben Trabzon'da bunları yapmasaydım, futbolcularımın sahaya rahat çıkmalarını temin edemeseydim şampiyon olamazdık.

SORU: Trabzonspor maçı öncesi başına taş gelen futbolcunuz Aygün'ün sargılarla gazetelerde boy boy resimleri çıktı. Abartılı değil miydi?

ALİ ŞEN: Aygün'ün kafasına taş gelmişti, kan akıyordu. Doktora sordum "Durum nedir?" diye. "Efendim mühim bir şey değil" cevabını verdi. "Derhal kafasını sarın, Aygün mumyaya dönecek. Bir tek gözlerini göreceğim. Bu vaziyette otelin içinde bir tur atacak" talimatını verdim. Bizim doktor hâlâ "Efendim sargıya gerek yok" diyor. "Ya doktor, ne diyorsam onu yap" dedim. Ertesi günü bütün gazetelerde Aygün'ün bahsettiğiniz fotoğrafları vardı. Aygün otelde Tayfun'la aynı odada kalıyordu. Doktora bir talimat daha vererek Tayfun'u ayrı odaya aldırdım ve maç bitene kadar da odadan çıkartmadım. Hapis kaldı odada. Odanın anahtarı da doktorda. O zaman Başbakan olan Mesut Yılmaz, o gün Tekirdağ'daydı. Ben Trabzon'dan kıyameti koparıyorum; "Maçı oynamıyoruz, Trabzon'un şampiyonluğu hayırlı olsun" diye. Çünkü Ankara'nın emir vermesi halinde jandarmanın Trabzon'a geleceğini biliyorum. Benim niyetim de o. Neticede benim istediğim oldu. İşte akıl işi bu, masa başında kazanmak bu. Tabii bu işin bir yanı. Diğer tarafı da şöyle: 1976'da İbrahim İskeçe başkanlığındaki Futbol Federasyonu'nda Milli Takım sorumlusu, genel koordinatör ve basın sözcüsüydüm. O zamanlar Mustafa Denizli, Fatih Terim, Şenol Güneş Milli Takım'ın oyuncularıydı. Hepsini çok iyi tanıyordum. Şenol'un da huyunu, suyunu, duygularını gayet iyi biliyordum. Bu yüzden 1995'teki şampiyonluk maçından önce gazetelere ve televizyonlara "Şenol takımına hücum oynatacak. 1-0 önde de olsa fark arayacak. Benim tanıdığım Şenol böyle yapar. Ayrıca F.Bahçe'yi yenmeden kazanılacak bir şampiyonluk Trabzonspor'a yakışır mı?" diye beyanatlar verdim. Yani resmen ara gazı verip olayı provoke ettim. Çünkü Trabzonspor'a beraberlik yetiyordu. Aynen dediğim gibi oldu. İlk yarıyı 1-0 Trabzonspor galip bitirdi. Maçı tribünlerden izleyenler de, televizyon başındakiler de net bir şekilde gördü. Ne yapıyordu ikinci yarının başında Şenol; futbolcularına "İleri, ileri" diye hücum emri veriyordu. Sonuçta onlar hücum etti, biz kazandık. İşte bu da masa başı. Her şey akıl işi.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.