Eski Cumhurbaşkanı Gül Gündemi Değerlendirdi!

"Koalisyonla güçlü bir hükümet kurulması faydalı olurdu. Sadece Türk aileleri değil, Kürt aileleri de ağlıyor..."

Eski Cumhurbaşkanı Gül Gündemi Değerlendirdi!

 Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç ile birlikte AKP'yi kuran 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Ben doğrusu koalisyonla güçlü bir hükümetin kurulmasını, bugünkü Türkiye şartlarında çok faydalı görmüştüm. Güçlü bir Türkiye için. Bakanlar çok partizan olursa koalisyon hükümeti yürümez. Liyakat esaslı isimlerden oluşursa çok faydalı olurdu. Türkiye’de birçok gerginliği de giderirdi. Bütün polemik konusu olan konular, polemik konusu olmaktan çıkardı. Hatırlarsanız, arayarak teşvik etmiştim, ama işin içini bilmiyorum" dedi. Gül, "terör" sorununu değerlendirirken "Az gittik, uz gittik, bir de bakmışız ki bir arpa boyu yol gitmişiz" dedi ve "Sadece Türk aileleri değil, Kürt aileleri de ağlıyor" görüşünü dile getirdi. Gül, "Türkiye'nin olağanüstü bir dönemden geçtiğinin açık olduğunu, gazetelerin gazetecilikten çıkarak PR organı haline geldiğini" söyledi. Gül, bundan sonra ne yapacağı konusunda, "Fikirlerimi daha açık söylemeye devam edeceğim. İleride ne gözükür, ona tabii bakmak lazım. İhtiyaç olursa o zaman bakarım" açıklamasını yaptı.

AKP'nin kuruluş yıldönümğne çağrılmaması dikkat çeken, Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından AKP 5. Olağan Kongresi'ne yapılan daveti de reddeden Gül, uzun süren sessizliğini bozdu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl Çankaya Köşkü'ne çıkmadan 1 gün önce AKP 1. Olağanüstü Kongresi toplaması ve Ahmet Davutoğlu'nun AKP Genel Başkanı seçilmesi, Gül'ün partiden tasfiye edildiği yorumlarına neden olmuştu.

Abdullah Gül'ün NTV özel yayınında Oğuz Haksever'in moderatörlüğünde Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin, Yeni Şafak yazarları Ali Bayramoğlu ile aynı zamanda AKP kurucusu olan Ayşe Böhürler'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Oğuz Haksever: Son 1 yılınız nasıl geçti?

Uzun bir siyasi hayatımız oldu. Siyasi hayatım Meclis'e girmemle başlamaz. Hayatımın neredeyse tamamı bu işlerle geçen bir insanım. Her şeyi kapattım ve dünya meseleleriyle uğraşmıyorum demem mümkün değil. Bir sene aktif bir şekilde kamuoyu önünde olmadım ama tüm ilgimi devam ettirdim. Bazen içeride bazen dışarıda oldu.

İki şeye çok vakit ayırdım. Benim ismimi taşıyan bir üniversite kuruldu Kayseri'de. Onu destekleme vakfı var. Özel bir model olmuş oldu. Ona çok özen veriyorum. Devlet üniversiteleri içinde ilk 5'e girmiş durumda. Anadolu'nun ortasında da önemli bir üniversite olabileceğini göstermiş olduk. Bunun yanında bir Cumhurbaşkanlığı müzesi yapısı içerisindeyiz. Bu da Türkiye'nin ilk siyasi tarih ve demokrasi müzesi olacak. Sadece benim Cumhurbaşkanlığım döneminden değil Cumhuriyet tarihinin bir özeti olacak bir müze olacak.

Benim adıma bir de vakıf kurduk. 11. Cumhurbaşkanı Ofisi olarak hem de vakıf olarak... Tarihi bir bina. Sultan Abdulaziz zamanında yapılmış. Burası terk edilmiş bir yerdi. Burasını da kazanmış olduk, faaliyetlerimize devam ediyoruz.

Ayşe Böhürler: Kuruluş aşamasında kan uyuşmazlığı olmaz demiştiniz. Kan uyuşmazlığıyla ne kast etmiştiniz?

Daha siz birden bire 2000’li yıllar çekmiş oldunuz. O zamanki siyasi atmosferde hatırlarsan çok tıkanıklar olmuştu. Neticede partimiz kapatıldıktan sonra yeni AK Parti’yi kurarken politikalarımız da farklıydı. Partimiz daha dar bir çerçevede hareket ediyordu. O tip siyaset tarzının partimize de Türkiye’ye de fayda getirmiyordu. Bizim çizgimizden gelen arkadaşlarla birlikte, bizim çizgimizden olmayan ama saygın ve prensipli isimler katılmışlardı. Parti o zaman hep beraber kuruldu.

Koalisyon sürecinde diğer partilerle bir iletişim sağlanamadı. AK Parti ve CHP arasında...

Ben doğrusu hükümetin kurulmasını, bugünkü Türkiye şartlarında çok faydalı görmüştüm. Güçlü bir Türkiye için. Bakanlar çok partizan olursa koalisyon hükümeti yürümez. Liyakat esaslı isimlerden oluşursa çok faydalı olurdu. Türkiye’de birçok gerginliği de giderirdi. Bütün polemik konusu olan konular, polemik konusu olmaktan çıkardı. Hatırlarsanız, arayarak teşvik etmiştim ama işin içini bilmiyorum.

Murat Yetkin: 7 Haziran’dan bu yana Türkiye ciddi gerilime girdi. Maalesef PKK saldırıları başladı, hükümet sert yanıt veriyor. 3 yıl sonra terör ortamı. Bugün Ankara’da on binlerce kişi bir araya geldiler. Basına olan saldırılar, baskılar arttı. Hürriyet binası 2 defa saldırıya uğradı. Sedat Ergin suç duyurusunda bulundu. Bir gerilim var, nasıl değerlendiriyorsunuz? 6 ay önce bugün 17 Mart, ne önemi var derseniz, Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözleri...

Önce, terörle ilgili ifade edeyim. Şu anda Türkiye’de terörle ilgili hiçbir haklı gerekçe gösterilemez. Şiddetle terörün karşısında durmamız gerekiyor. Şiddetle reddetmemiz gerekiyor. Üzülerek görüyorum ama bir söz vardır masallarda. Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik bir de baktık, arpa boyu yol gitmişiz. Türkiye’nin birdenbire böyle bir ortama girmesini büyük bir üzüntüyle karşılışıyorum. Bugün buna bir gerekçe yok. Terör örgütünün, PKK’nın ne yaptığının farkında mı değil mi, kim tarafından nasıl kullanılıyor bilmiyorum ama sadece Türk aileleri değil, Kürt aileleri de ağlıyor. Cenazelerde ağlayarak polislerin, askerlerin cenazeleri kalkıyor.

Terörle mücadele tabii sonuna kadar devam ediyor. Terörle, teröristin silahı ne kadar güçlü olursa olsun, devletin silahı daha güçlü olur. Terörle mücadele eninde sonunda kazanılır ama çok dikkat etmemiz gereken bir şey halk.... Terörle mücadele ederken Kürt vatandaşlarımızın herhangi bir şekilde onları rencide edici ya da onların aidiyetini zayıflatacak bir tarz olursa en büyük tehlikeyle o zaman karşılaşırız.

Devletin hukuk yüzü vardır ama terörle mücadele etmek de hakkıdır. Halkı Türkiye’den uzaklaştırmamak lazım, herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşıdır. Ben daima hükümette de Cumhurbaşkanı da olduğumuzda bütün vatandaşlarımızın bağlarını, aidiyetini güçlendirici bunu yapmak için çalıştım. O zaman terörle mücadele başarılı olur.

Her gün kaç tane şehit veriyoruz. Buna yürek dayanmaz, ateş düştüğü yeri yakar. Ankara’da da burada da şehit cenazelerine her zaman gitmişimdir. Er de olsa, polis de olsa, rütbeli de olsa... Bu olay, çok büyük çünkü bu bölgesel hatta uluslararası bir mesele haline geldi. Herkes kendi problemini, kendisi vaktiyle çözmesi gerekiyor. Tabii ki dış politikanın neticeleri de terörün bugün bu hale gelmesinde etkileri olabilir. Türkiye’yi bir şekilde rahatsız etmek isteyenlerin muhakkak ki bu bölgede de, bölge dışında da olabilir. Bu terör örgütünü nasıl besledikleri bilinen gerçeklerdir. Yanımızda belkemiği kırılmış iki ülke, Irak ve Suriye var. Öyle bir vakum ve boşluk var ki. Bunun oralardan beslenmesine çok dikkat etmek gerekiyor. Herkesin büyük bir dayanışma içinde, hükümetle terörle mücadele konusunda çok sağlam durmak gerekiyor. Bunları bir kenara bırakıp, terörle çok sağlam bir duruşu gerektiriyor.

Ali Bayramoğlu: Kürt meselesini çözmek için politikaların doğruluğu, yanlışlığı.... Türkiye’nin payına düşen yöntem de... Sizden sonra bir Cumhurbaşkanı seçimi, bir genel seçim yaşadık. Arkasından AK Parti kongresi yaşadık ve anayasa ihlali tartışmaları etrafında hükümet Cumhurbaşkanı ilişkilerinin pek alışık olmadığımız, aynı partiden olduğu bir gerilim yaşadık. Bir Türkiye nereye gidiyor? İki, şu çerçevede soruyorum, siz bu partinin kurucularındansınız. O parti tarafından Cumhurbaşkanı seçildiniz. Nasıl değerlendiriyorsunuz. Türkiye 1 yılı, yönetimi açısından eski bir AK Partili ve Cumhurbaşkanı olarak nasıl görüyorsunuz?

Tüm devlet hayatım, birikim çerçevesinde baktığımda bu gerginlik ve stres halinin devam etmesi Türkiye için çok maliyetli olur. Bir süre olur ama bu kadar uzun süre olmaz. 1-2 senedir olağanüstü bir dönemde olduğumuz açık. Bu sadece siyasi partilere özgü değil, , yazarlara, çizerlere, toplumun her kesimine yansıyor. Gazeteler PR organı haline geliyor. Bütün makamlarda ülkesini temsil eden bir insan olarak bunu söylüyorum. Ülkeyi yönetenler bunu yapacaktır. Geçtiğimiz yıllarda tarihin en büyük krizlerini geçirdi. Siyaset nasıl atomize olmuştu. Ondan sonra doğru bir söylem, doğru politikalar, reformist bir yaklaşımla çıkıldı ve Türkiye parlak bir 10 sene yaşadı.

Ali Bayramoğlu: Neden bu noktaya geldik? İçerideki sorunlar mı, dışarıdaki meseleler mi, bölgesel konjonktür mü, AK Parti’nin yönetim tarzından mı?

Muhakkak içeride birçok buna gerekçeler olabilir, söylenebilir, vardır ama şunu söylemek isterim. Ben bunu hep kendimizde bulurum. Açıkçası 3. Dünya ülkesi gibi görmem Türkiye’yi. Dışarıdaki komplo teorilerine fazla itibar etmem. Türk düşmanı, İslam düşmanı çok çevre vardır ama siz fırsat verirseniz harekete geçerler. Türkiye’yi dediğim şeyden çıkartmaları lazım. Bunun için de bakış, anlayış, bunun nasıl 10 sene yapıldı, 10 sene içinde Türkiye ne kadar köklü siyasi, ekonomik reformlar yaptı. Türkiye ekonomisi yüzde 10’larda falan büyüdü. Dünyanın her tarafında da çok büyük itibar sağladı. Dünyanın birçok yerine kendi kimliğimizle, hiç takiye yapmadan gittik. Dünyada başarılı bir Müslüman ülkeye ihtiyaç vardı. Herkes takdir etmişti, büyük bir ilham kaynağı olmuştuk. Bunu hep beraber, arkadaşlarımızla yaptık. Buna süratle dönülebilir.

Ayşe Böhürler: Türkiye’nin İslam ülkelerine ilham vermesi için Ortadoğu ve Arap ülkelerine yönelik politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Davutoğlu, sıfır sorun politikasıyla süreç başlatmıştı.

Ahmet Bey’i ben siyasete soktum, 5 yıl Dışişleri Bakanlığı yaptım.

Nasıl daha gerçekçi olabilir?

Bazı şeyler, bizim dışımızda gelişen olaylar da var ama ilişkilerimizde açıkçası şunu görmüşümdür. Türkiye bütün bu ülkelere softpower’ıyla güçlü olur. Hardpower’la, etkili olmadı açıkçası. Softpower’la bütün bu ülkeler eski hatıraları hatırlarlar, kendilerini Türk gibi görürler. Biz onların içişlerine müdahil olursak tarihteki kötü hatıraları öne çıkarırlar.

Bayramoğlu: Zaman zaman sizin söylediklerinizin aksi politikalar geliştirirken, uyarılarda bulundunuz mu?

Tabii ki. En çok önem verdiğim, zaman harcadığım, yaptığım iş dış politikayla ilgiliydi. Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasında nihai kararları hükümetler verir. Hep beraber, bütün bu söylediğim başarıları hep beraber elde ettik.

Böhürler: Suriye politikasını yanlış mı buluyorsunuz?

Suriye’deki rejimden hepimiz nefret etmişiz, orada nelerin olduğunu hepimiz biliyoruz. Suriye’nin Akdeniz’de tek başına parti iktidarının devam etmesi ne demek, mümkün değil...

Ne zaman ki olaylar başladı, silahlı mücadeleler başladı. Bunlar bizim dışımızda başlayan şeylerdi. O zaman tabii işler değişti. Maalesef dış dünya, bizim daha çok diyalogla konuşarak etki etmemize de çok fırsat vermedi. Suriye konusunda esas uluslararası camiayı suçlarım. Olaylar başladığında o kadar yüksek, hamasi retorik yaptı ki, arkasına güç koymadı. Hamasi söylemler ve retorik hemen görüldü ve neticede, doğrusu hepimiz gördük. İran ve Suriye kadar karşı bir güç koyamıyorsanız, ortaya büyük bir boşluk ve vakum doğuyor. Nelerin çıkacağını bilemezsiniz. Siz bu odada bir tropikal iklim yaratırsanız nasıl bitkilerin çıkacağını bilmeniz gerekir. Mülteciler de, terör de, radikal gruplar da süropriz değil ki... Bunun neticesi böyle olacaktı. Irak’ta böyle olmadı mı? O dönem başbakandım. Irak küçük Ortadoğu’dur, Pandora’nın kutusunu açarsanız ne çıkacağı belli olmaz. O kutu öyle bir açıldı ki, içinden hala neler çıkıyor. Bizim mücadele alanımızda ateş varsa, yangın varsa o tabii ki bizi de çok etkileyecektir. Suriye meselesinde siyasi çözümden başka bir yol yok açıkçası. Bu meselenin, böyle süren bir savaş haline gelmesi daha çok acıları ve yıkımı ve gözümüzün önünde bitiren bir ülkeyi beraberine getirdi. Bu ateş hepimize sıçrıyor.

Yetkin: Beşar Esad’la konuşulacak mı konuşulmayacak mı?

Bunu hemen buraya getirmemek gerekir.

Yetkin: Batılı liderlerle mi konuşmak gerekir?

Ne gerekiyorsa ...

Yetkin: 2011’de Conrad Otel’de “off the record” üst düzey bir hükümet şahsiyeti, Esad’ın 6 ay ömrü kaldı dedi. Bizi küçümsedi, siz ne anlarsınız dedi. 6 ay olmadı. MGK’da bu tip şeyler konuşuldu mu? Yetki hükümette ama başkomutanlık sıfatı Cumhurbaşkanı’nda...

En yoğun görüşmeler, çalışmalar, raporlar, toplantılar.... En son yıllarımızı, en büyük dış politika meselemiz bu oldu. Ama bazıları çok çabuk düşeceğini zannediyorlardı. Benim fikrim doğrusu, düşüncelerim ABD’de çok tartışıldı. Rusya’yı dengeleyecek ABD yok, İran’ı dengeleyecek başka bir ülke yok. O zaman Suriye’ye ve halka olur...

Gül’le söyleşide, iç siyasette en taze konulardan birisi AK Parti Kongresi... Cumhurbaşkanlığı ağırlığında MKYK listesi olduğu yorumları vardı... Sizin uzun bir mesajınız vardı. Neler düşündürdü?

Basından takip ettim. Bazı durumlar olmuş ama onu geride bırakmak lazım. Seçime hazırlanmak lazım. Gönderdim ve düşüncelerimi ve az önce söylediğim tavsiyelerimi paylaştım. Ümit ederim dikkate alınır. Partimizin reformist bir anlayış içinde toparlanması gerektiği, başarılı dönemdeki politikaların öne çıkmasının çok faydalı olacağını özetleyen bir başarı mesajı göndermiştim.

Böhürler: Gelmeyi hiç düşünmediniz mi?

Sayın Başbakan telefonla aradı davet etti. Davetiyeyi unutmuşlar, ister istemez alınganlığı oluyor insanın. Bütün samimi düşüncelerimi paylaşmıştım.

Yetkin: O günlere dönelim diye vurguluyorsunuz. 10 yıldır dediniz, halbuki 13 yıllık bir AK Parti dönemi var. Kırılmayı 2-3 yıla bağlıyorsunuz diye düşünüyorum. Partinin kurucusunuz, Erbakan gibi bir devin karşısına çıktınız. Sizin kurduğunuz parti mi hala AK Parti. 2002 koşullarına dönmek mümkün mü?

Öncelikle bu kadar uzun süre iktidarda durmak büyük başarı. Türkiye ne kadar çok dönüştü, ekonomik, siyasi köklü reformlar yaptı, Türkiye’yi parlayan bir yıldız yaptı. Uzun yıllar ister istemez yıpratır demokrasilerde uzun yıllar iktidarda olunca. Önemli olan bunun farkına varıp, ortak akılla, doğru politikalara dönmek mümkündür. Yoksa, bunu normal de görmek lazım. Bu kadar uzun yıllar iktidarda kaldıktan sonra, demokrasinin cilvesi. Önemli olan bunun farkında olmak, bundan dönüş mümkündür. Aynı parti, aynı insanlar, çoğu var şu anda... Aynı şeyler yapılabilir.

Bayramoğlu: Siz dönüş mümkündür diyorsunuz. Sizinle ilgili çok merak edilen, Abdullah Gül bundan sonra siyasi kariyerine nasıl döner? Abdullah Bey AK Parti’nin başına geçer mi, başka parti kurar mı gibi sorular var. Gazeteci olarak sormak kaçınılmaz. Açık bir cevap vermenizi istiyorum. Bazı kritik anlar ağırlığınızı farklı bir biçimde koymayı hiç düşünmediniz mi? Örneğin Cumhurbaşkanlığına yeniden aday olacağınızı... Lider adayı olarak döneceğinizi... Buna değmez mi?

Siyasi kariyerdense, siyasi kariyerde Cumhurbaşkanlığından daha öte bir kariyer yok. Benim hayatım siyasetle geçti. Siyasette resmen partili bir milletvekili olmadan da hayatımın siyaset ve vatan millet meseleleriyle geçtiğini söyledim. Siyaset tarzım ihtiraslı olmadı hiç. Her şeye muhakkak ben olayım tarzı bir siyasetim olmadı. İhtiras benim motivasyonum oldu. Cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra doğrusu o günkü şartlar içerisinde baktım, bu şartlar içerisinde olmamın doğru olmadığını söyledim. Tabii ki bütün hayatı böyle geçen bir insan, Cumhurbaşkanlığından ayrılınca vatan millet meseleleri benim gündemimde değil diye bir şey olamaz. Gecem gündüzüm bu mevzularla geçiyor. Paylaşıyorum, şüphesiz ki yapmaya devam edeceğim.

Devam edeceksiniz ama nasıl? Size söyleyeyim, dün TÜSİAD’ın daveti vardı, oraya uğradım. Herkesin sorduğu soru bu. Herkes bu akşam seyrediyor. Lütfen sorar mısınız, “Sayın Gül ne yapacak?” Nasıl devam edeceksiniz, konferanslar mı vereceksiniz, paneller mi yapcaksınız, yoksa ağırlığınızı mı koyacaksınız?

Ben burada oturmuyorum, dışarıda ve içeride birçok toplantıya katılıyorum, fikirlerimi belki daha açık söylemeye devam edeceğim. Yapıcı ve yönlendirici şekilde şüphesiz ki daha açık şekilde söylemeye devam edeceğim. Bu birikimler kendime kalamaz ki. Bu aynı zamanda vazife. İleride ne gözükür tabii ki bakmam lazım. Ben siyaseti bir hırs ve makam mevki için yapmadım. Şüphesiz ki, gerçekten bir ihtiyaç söz konusu olursa o zaman bakarım, o ayrı bir mevzu...

Haksever: Bazı kritik konularda ağırlık koymayı düşünmediniz mi?

Benim metodum o değil. Büyük insanların, toplulukların sorumluluğunu taşıyan insanlar, on kez düşünerek hareket edecek. Birisinin beklentisine karşı, siz ona bir karşılık verme durumunda olursanız, devlet adamlığı bakış tarzıma aykırı bir şey. Yeri gelince söylenecekleri söyledim. Devlet içinde kim çalışıyorsa tek sadakati anayasaya, kanuna ve yasal üslerine olabilir. Devlet ve kamuoyu içinde ayrı bir örgütlenme asla söz konusu olmaz ve bunu kimse kabul etmez. Bunları kimse söylemezken söyledim.

Böhürler: Milli Görüş, Gülen cemaatine mesafeli oldu. AK Parti döneminde dostluk kapısı açıldı. Bir Truva atı gibi belli bir göreve geldiler, örgütlendiklerini düşünüyor musunuz. Ne istediler, siz bunu hissediyor muydunuz? Bu örgütlenmeyle ortaya çıkan sonuçlara karşı yorumlarınız, görüşleriniz nedir?

Açıkçası, devlet idaresi ancak demin söylediğim prensipler çerçevesinde olabilir. Bu kavgalar çıkmadan önce birçok şeye itiraz eden ve mani olan insanım. Savcıların, hakimlerin birçok uygulamalarını Cumhurbaşkanı olarak bile aleni konuşan, kapıların arkasında yaptıklarım ayrıdır, bunların yanlışlığını söyleyen, ileride sıkıntılar çıkaracağını söyleyen kişiyim ben.

Ön uyarı yaptım diyorsunuz?

Şüphesiz, sadece onlara değil, onların görüşleri olabilir. Herkesin ferdi şeyi olabilir. Ben devlet içerisinde diyorum. Devlet işlerine, siyasete müdahaleyi hep karşı durmuşumdur, arkadaşlarıma söyledim.

Kapıların ardında yaptıklarınızı nasıl tanımlarsanız?

Öyle şeyler vardır ki devlet idaresinde her aklınıza geleni yapamazsınız, televizyon karşısında söyleyemezsiniz.

Böhürler: AK Parti’nin reformist politikalarında kırılma noktasın değil miydi?

Doğrusu haklısınız burada, bu çok etkiledi. Burada belki çok daha akıllı bir mücadele yolu, böyle bir tuzağa düşmeden, akıllı bir mücadele daha iyi yapılabilirdi kanaatindeyim.

Yetkin: Kırılma noktası neydi?

Enerjimizi kendi içimizde harcamadık mı, cepheler açılmadı mı? Bu bir tuzaktır, Türkiye’nin bundan çıkması gerekir çünkü kayıp yıllar olarak geçer bunlar. Böhürler: Örgütle mücadele etmeden kayıp yıllardan nasıl çıkılır?

Hukuk yoluyla mücadele edilir. Bir ülkenin güçlü olması için demokrasi, güçlü hukuk sistemi, evrensel anlamda hukukun üstünlüğü olması gerekir. Şüphesiz yanlış yapan, hukuk çerçevesinde yapılması gerekir. Devlet düzenini koruma açısından da hukukun korunması çerçevesi içinde bunlar muhakkak yapılacak.

Bayramoğlu: Reformcu, fabrika ayarlarına geri dönüş... Temel çerçeveniz bu değil mi?

Fabrika ayarlarına dönüş diyerek bunu tabulaştırmak istemem. Daha da ileriye gitmesi gerekir. Reform sürekli bir şeydi.

Somut olarak şu sorunları gidermeniz gerek deseniz, neleri sayarsınız?

Önce şüphesiz söylemlerin değişmesi lazım. Daha yapıcı, yol gösterici olması gerekir. Çatışmacı söylemden uzaklaşmak gerekir. Sadece söylem bile çok şeyi değiştirir. Konuşma olması, diyalog olması gerekir. Saygının, sevginin makamlara karşı muhakkak sağlanması gerekir. Her şeyin başı sözle başlıyor. Ondan sonra da kritlerler... Demokrasinin yüksek standartlarına uyacak ve uygulayacaksınız. Hukuku evrensel anlamda uygulayacaksınız. Bütün bunlar Türkiye’yi doğru bir istikamete sokacak... Sadece siyasetle, suçlamayla, bu hayatı tüketmek.

Yetkin: Bir de uygulamalar var. Her süreçte gördük. İfrat – tekfit dediniz. Kurunun yanında yaşın da yanması diye. Boydak ailesinin başında bir sorun var. TÜSİAD yönetim kurulu üyesi Memduh Boydak gözaltına alındı, serbest bırakıldı. Gülen cemaatiyle ilişkileri çerçevesinde sorgulanıyor. Başka soruşturmalarda cadı avına belki varan, bunlar nereye doğru gidiyor? Hürriyet gazetesi terör suçlusu ilan ediliyor. Bunlar ifrat değil mi?

Boydak ailesi Kayserili... Hayırseverlikleriyle sadece bir cemaat değil, vakıf dernek kim iyi iş yaparsa ellerinden geleni yapan insanlardır. Hiç kimse dokunulmaz değil ama her şeyin bir yolu var. Hukuk çerçevesi içinde ciddi bir mevzu varsa araştırılabilir. Bütün bunlar yapılırken incitmeden, rencide etmeden yapmak gerekir. O zaman tepkiler çok doğuyor. Konturprodüktif oluyorsunuz, netice alıcı olmuyorsunuz. Bu tip şeylerde yanlışı göstermek ve desteklememeleri ve uzaklaşmalarını sağlamak gerekir. Boydak ailesi, Kayseri’de vergilerin yarısını onlar öder. Titiz davranmak gerekir.

Şu dönemde medya üzerindeki, gazeteciler yazarlar üzerindeki. Hasan Cemal’e soruşturma, Hürriyet’e soruşturma, Can Dündar'a ölüm tehdidi...

Bunlar doğru değil, hepsi yanlış. Türkiye’nin bunları yaşamaması, konuşmaması lazım. Türkiye’ye de hükümetimize de çok zarar verir. Böyle bir Türkiye görüntüsünü hiçbir zaman vermemek gerekir. Bunlara hiç fırsat vermemek gerekir. Basın, ifade özgürlüğü şüphesiz en dikkat edilmesi gereken meseledir. Basının da sorumlu ve dürüst olması lazım. Basın olunca her şey serbestmiş gibi bir durum olamaz ama düşünce, ifade, basın hürriyeti, bunun zedelendiği, olmadığı ülkede çok başka şeyler de olur. Ekonomik gelişmeyi de engeller, huzuru da engeller.

Abdürrahim Boynukalın’ı soralım...

Çok üzüldüm doğrusu. Yakıştıramadım. Akıl alacak bir şey değil.

Böhürler: Sayın Cumhurbaşkanı’yla ortak programa çağırsam gelir miydiniz?

Bir araya gelme problemimiz yok... Ama iki Cumhurbaşkanı’nın bir programda oturup da böyle bir şey konuşması, çok...

Bayramoğlu: Umudunuzu koruyorsunuz, Türkiye’nin geleceği için, siyasi iktidar, AK Parti tek başına iktidara gelecek mi bilmiyoruz. Koalisyon olursa AK Parti büyük ortak olacak. Kongreye baktığınızda MKYK listesi, büyük ölçüde sizin siyasete soktuğunuz, parti içinde liberal olarak bilinen pek çok ismin olmadığı bir liste karşınıza çıktı. Beşir Atalay, Ali Babacan... Bu ikisi herhalde aklıma gelen en önemli isimler... Bu sizde umutsuzluk yaratıyor mu, yoksa siyasi partinin görüşü mü böyledir diyorsunuz.

Bazı arkadaşlar ve bazıları daha var tabii. Onlar AK Parti’nin başarısında en büyük katkıları olanlar. Onların fedakar gayretleri, çabaları olmasaydı bu başarılar ortaya çıkar mıydı bilmiyorum. AK Parti’nin en büyük başarısı ekonomik başarısıdır. 5,5 – 6 büyüme oranları bu politikalar sayesindedir. Bugün de Türkiye’nin en önemli meselesi, terör apayrı devasa bir şey ama ekonomidir. Türkiye’nin en büyük meselesi büyüme meselesidir. Türkiye yüzde 2,5-3 büyümelerle bir yere varamaz. ABD, 2,5-3 büyüyor, onların yapacağı bir şey kalmamış. Bizim muhakkak en az yüzde 6 büyümemiz gerek. Yeter ki Türkiye’deki kavgalı ortamdan süratli bir şekilde çıkartalım ve Türkiye’yi yeniden yatırım yapılabilir bir ülke haline getirelim.

Hukuk aynı zamanda ekonomi için de çok önemli bir şey. AK Parti demokratik ve hukuk reformlarını beraber yaptı. Bunların durmaması, devam etmesi lazım. Ümit ediyorum ki arkadaşlarım farkındalardır. Tekrar buna dönülüp bu gerçekleşir, yoksa yüzde 2,5 – 3 büyümelerle Allah korusun G-20’nin dışına düşeriz. Her yıl 1 milyon kişiye iş bulmanız gerekir. Bu büyümeyle bulamayız. Enerjimizi siyasete çok harcıyoruz.

Demokrasi sadece ekonomik büyümeyi getiren bir şey değildir. Demokrasi eğer sağlam kurumlar, kuvvetli bir hukuk sistemi varsa getirir. Daron Acemoğlu var, güzel bir kitap yazdı. O kitabına kültür ödülü verdim. Bir arkadaşıyla beraber yazdılar. Herkesin dikkatli okumasını tavsiye etmişimdir. Sadece seçimler, sadece milli iradeyle iktidara gelmek ekonomik kalkınmanın garantisi değil. Demokrasi artı doğru politikalar, kuvvetli hukuk sistemi, kuvvetli kurumlar ve liyakat sistemi. Bunlar hep uygulandı doğrusu, liyakatlı isimleri ekonominin başına getirdi. Ekonomi ölçülebilir bir şey. Şu kadar büyüme diyorum. Yatırım diyorum. 2002’den önceki yıllarda 1 milyar dolar gelmezdi. 28 milyara geldi. Niye geldi, demokrasiye, hukuk sistemine, reformist anlayışa güvendi. 

Bir önemli konu var...  Sizin konumunuzda olan bir Cumhurbaşkanı’nın... O dönemli ilgili olarak tarihe bir not. Sizin tarafınızda bu olacaktır, anılarınızı yazacak mısınız bilmiyorum ama  dolaylı denilen bir kitap yayımlandı. O aralar sizden yanıt pek alınamadı. Bu “AK Parti’ye bombadır” denildi. Neler oldu?

Bütün cumhurbaşkanlarının basın müşavirleri, sonunda kendi anılarını yazmışlar. Rahmetli Turgut Bey’in de... Bunu normal gerekir, ayrıca ben kendi şeylerimi kendim yazarım. Benim kendi düşüncelerimi farklı yazdırmış gibi bir şey... Arzulamadığımı söylemiştim ama mani olmamı da kimsenin beklememesi gerekir. O kitapta yalan, hakaret veyahut da bir saygısızlık yok doğrusu.

Yanlış bir şey var mı?

Benim yanımda çalışan bir kişi, benimle ilgili kısımları yazmış, etmiş. Burada hakaret, yalan, çarpıtma var mı, yok mu? Yok öyle bir şey. Niye sadece Abdullah Gül anlatmış, Tayyip Bey’i niye anlatmamış, diğer arkadaşları anlatmamış diye sorulabilir. “Ben Cumhurbaşkanı danışmanıyım, o yüzden Cumhurbaşkanı’nı yazdım” diyebilir.

Ben teşvik etmedim ama engellemedim tabii. Benim basın müşvarimin benden önceki Cumhurbaşkanlarının danışmanların yaptığını yapması normal. Sakın seçimden önce bunları şey etmeyin dedim. Bunlar tartışma konusu olur diye... Okuduğunuzda çok doğru, kıymetli şeyler de var. Irak Savaşı en büyük mesele, çoğunun bilmediği şeyler var.

Yetkin: Gezi protestosuyla ilgili de şeyler var.

Onlar yeni konular, orada AK Parti’nin bütün başarıları da var.

Böhürler: AK Parti’nin en büyük başarısı nedir?

Hiçbir zaman kendimize İslamcı demedik, doğru da bulmam. Bir partiyi bir dinle birleştirmek çok yanlıştır. Siyasetin inişi çıkışı olur, yanlışları var. Dinse bütün insanlara gelmiş bir şey. Ama dışarıda böyle bilirler. Bir İngiliz gazetesinde böyle yazarlar. Dindar ve kendi değerlerini öne çıkartan muhafazakar demokrat olarak tarif ettik kendimizi. Böyle bir kimlikteki partinin Türkiye’yi dönüştürmesi, demokratik ve ekonomik dönüştürmesi. Birçok konuşulamaz özgürlükler gelişti, AB’yle tam üyelik müzakerelerini başlattı. Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmeden başlayamıyorsunuz. Bütün bunları yaptı, kim yaptı? Dışarıdan baktığında ya İslamcılar derler, Müslüman demokratlar derler... Böyle bir hareket Türkiye’yi bu kadar başarılı kıldı ve tekrar söylüyorum. Ben de Tayyip Bey de diğer arkadaşlarımız da eşlerimizle gittik. Buckingham Sarayı’na yalnız gitmedik ki. Davamız dediğimiz şeyleri orada savunduk. İngiltere’de burada bizi kimse görmez, istediğimizi yiyelim demedik ki. İngiliz Kraliyet Sarayı’na benim aşçım girdi, yemeğimi yaptı. Beyaz Saray’da benim yemeğimi ayrı yaptılar. Devlet başkanları koşarak gelmek istedi. Herkes bizi davet ediyordu.

Bayramoğlu: AK Parti’nin en büyük başarısını özgüven olarak da söyleyebiliriz.

Hamasi laflarla özgüven olmaz. Doğru politikalar yaparsınız, neticesi ortaya çıkar, orada özgüven olur. Araplar bize neden hayran oldu? Biz niye yapamıyoruz dediler, Arap Baharı’nda AK Parti başarısının itici şeysi vardır.

Siz erdemliler hareketinden geldiniz, yenilikçilik diyordunuz. Şunu sormak istiyorum, bu sadece dinamiklerle olmuyor. Birilerinin ortaya çıkıp toplumun taleplerini yerine getirecek iradeyi ortaya koymanız gerekiyor. Bir tanesi Tayyip Erdoğan, saydığınız arkadaşlarınız var. Bugün AK Parti’yi kurduğunuz, Cumhurbaşkanlığı yaptığınız dönemde, Tayyip Erdoğan faktörü olumlu-olumsuz tartışılıyor ama siz Erdoğan’ı siyasi irade koyması açısından AK Parti’nin Türkiye’nin neresine yerleştirirsiniz?

Tayyip Bey şimdi Cumhurbaşkanı, ben selefiyim. Cumhurbaşkanlığı’nın haleflerini seleflerinin değerlendirmesi şık olmaz doğrusu...

Tayyip Bey’in danışmanı yazdığında da biz olmayabiliriz. Görüyorsunuz, bugün hiç görülmediğimiz kongreler oluyor.

Benim bir danışmanımın kanaati. Ben kendisini Strazburg’da tanıdım. Orada tanıdım. En zor dönemlerde, 28 Şubat’ta falan çok sağlam durdu. Bizim çizgimizin dışında bir gazeteci, çok sağlam durdu. Böyle bir arkadaşlığımız, yakınlığımız, benimle çalışırken de sadece işine baktı.

Böhürler: Yeni anayasada yönetim modeli değişikliğini gerekli görüyor musunuz?

Biz bir anayasa hazırlattık biliyorsunuz, Sayın Özbudun ve arkadaşlarıyla... Bize demokratik hukuk kriterleri evrensel anlamda yüksek olan, çalışabilir bir anayasa... Çok titiz çalıştılar ve bir anayasa taslağı verdiler. Onu getirip masaya koyalım isterdim. Şimdi tabii ki, devlet idaresinde belirsizlikler, kuralsızlıklar olmaz. O zaman sıkıntılar olur. Onları gidermek gerekir. Sadece yazılı değil, uygulama açısından da çok önemli. Anayasa zaten ihtilal anayasası. Cumhurbaşkanıyken de söyledim, bu yetkilerim azaltılmalı diye. Başkanlık sistemi tartışmaları falan hep oluyor, açıkça söyledim. Böyle bir Türkiye tercih yapacaksa bu çok önemli bir şey ki, bakın mevcut anayasanın bir maddesini 10-20-30 yıl geçiyor, bir kelimesini değiştiremiyoruz. Durum böyleyken sistem değişikliği üzerine, kuvvetler ayrılığı, check-balans sistemi olursa, bütün bunlar kavgalı ve kutuplaşmalı bir dönemde olmaz.

Yetkin: Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilince “Artık vesayet bitmiştir” dedi. Bu sizde bir hisse yol açtı mı? Sayın Cumhurbaşkanı “Sistem fiilen değişti” dedi. Üçüncüsü anayasada halk tarafından seçilenle seçilmeyen Cumhurbaşkanı’nın yetkileri arasında bir fark göremiyorum ama var mıdır?

Bütün bunlarla ilgili görüşümü aslında biraz önce söyledim. Sayın Cumhurbaşkanı’yla ilgili o sözleri değerlendirmek, polemik konusu yapmak yakışmaz ama görüşlerimi gayet açık söyledim. Şüphesiz ki Cumhurbaşkanlığı seçimindeki konuları değiştirdi. Yetkilerle ilgili... İhtilal anayasası, yetkilerin ne kadar geniş olduğunu biliyorsunuz.

Bir önemli konu var...  Sizin konumunuzda olan bir Cumhurbaşkanı’nın... O dönemli ilgili olarak tarihe bir not. Sizin tarafınızda bu olacaktır, anılarınızı yazacak mısınız bilmiyorum ama  dolaylı denilen bir kitap yayımlandı. O aralar sizden yanıt pek alınamadı. Bu “AK Parti’ye bombadır” denildi. Neler oldu?

Bütün cumhurbaşkanlarının basın müşavirleri, sonunda kendi anılarını yazmışlar. Rahmetli Turgut Bey’in de... Bunu normal gerekir, ayrıca ben kendi şeylerimi kendim yazarım. Benim kendi düşüncelerimi farklı yazdırmış gibi bir şey... Arzulamadığımı söylemiştim ama mani olmamı da kimsenin beklememesi gerekir. O kitapta yalan, hakaret veyahut da bir saygısızlık yok doğrusu.

Yanlış bir şey var mı?

Benim yanımda çalışan bir kişi, benimle ilgili kısımları yazmış, etmiş. Burada hakaret, yalan, çarpıtma var mı, yok mu? Yok öyle bir şey. Niye sadece Abdullah Gül anlatmış, Tayyip Bey’i niye anlatmamış, diğer arkadaşları anlatmamış diye sorulabilir. “Ben Cumhurbaşkanı danışmanıyım, o yüzden Cumhurbaşkanı’nı yazdım” diyebilir.

Ben teşvik etmedim ama engellemedim tabii. Benim basın müşvarimin benden önceki Cumhurbaşkanlarının danışmanların yaptığını yapması normal. Sakın seçimden önce bunları şey etmeyin dedim. Bunlar tartışma konusu olur diye... Okuduğunuzda çok doğru, kıymetli şeyler de var. Irak Savaşı en büyük mesele, çoğunun bilmediği şeyler var.

Yetkin: Gezi protestosuyla ilgili de şeyler var.

Onlar yeni konular, orada AK Parti’nin bütün başarıları da var.

Böhürler: AK Parti’nin en büyük başarısı nedir?

Hiçbir zaman kendimize İslamcı demedik, doğru da bulmam. Bir partiyi bir dinle birleştirmek çok yanlıştır. Siyasetin inişi çıkışı olur, yanlışları var. Dinse bütün insanlara gelmiş bir şey. Ama dışarıda böyle bilirler. Bir İngiliz gazetesinde böyle yazarlar. Dindar ve kendi değerlerini öne çıkartan muhafazakar demokrat olarak tarif ettik kendimizi. Böyle bir kimlikteki partinin Türkiye’yi dönüştürmesi, demokratik ve ekonomik dönüştürmesi. Birçok konuşulamaz özgürlükler gelişti, AB’yle tam üyelik müzakerelerini başlattı. Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmeden başlayamıyorsunuz. Bütün bunları yaptı, kim yaptı? Dışarıdan baktığında ya İslamcılar derler, Müslüman demokratlar derler... Böyle bir hareket Türkiye’yi bu kadar başarılı kıldı ve tekrar söylüyorum. Ben de Tayyip Bey de diğer arkadaşlarımız da eşlerimizle gittik. Buckingham Sarayı’na yalnız gitmedik ki. Davamız dediğimiz şeyleri orada savunduk. İngiltere’de burada bizi kimse görmez, istediğimizi yiyelim demedik ki. İngiliz Kraliyet Sarayı’na benim aşçım girdi, yemeğimi yaptı. Beyaz Saray’da benim yemeğimi ayrı yaptılar. Devlet başkanları koşarak gelmek istedi. Herkes bizi davet ediyordu.

Bayramoğlu: AK Parti’nin en büyük başarısını özgüven olarak da söyleyebiliriz.

Hamasi laflarla özgüven olmaz. Doğru politikalar yaparsınız, neticesi ortaya çıkar, orada özgüven olur. Araplar bize neden hayran oldu? Biz niye yapamıyoruz dediler, Arap Baharı’nda AK Parti başarısının itici şeysi vardır.

Siz erdemliler hareketinden geldiniz, yenilikçilik diyordunuz. Şunu sormak istiyorum, bu sadece dinamiklerle olmuyor. Birilerinin ortaya çıkıp toplumun taleplerini yerine getirecek iradeyi ortaya koymanız gerekiyor. Bir tanesi Tayyip Erdoğan, saydığınız arkadaşlarınız var. Bugün AK Parti’yi kurduğunuz, Cumhurbaşkanlığı yaptığınız dönemde, Tayyip Erdoğan faktörü olumlu-olumsuz tartışılıyor ama siz Erdoğan’ı siyasi irade koyması açısından AK Parti’nin Türkiye’nin neresine yerleştirirsiniz?

Tayyip Bey şimdi Cumhurbaşkanı, ben selefiyim. Cumhurbaşkanlığı’nın haleflerini seleflerinin değerlendirmesi şık olmaz doğrusu...

Tayyip Bey’in danışmanı yazdığında da biz olmayabiliriz. Görüyorsunuz, bugün hiç görülmediğimiz kongreler oluyor.

Benim bir danışmanımın kanaati. Ben kendisini Strazburg’da tanıdım. Orada tanıdım. En zor dönemlerde, 28 Şubat’ta falan çok sağlam durdu. Bizim çizgimizin dışında bir gazeteci, çok sağlam durdu. Böyle bir arkadaşlığımız, yakınlığımız, benimle çalışırken de sadece işine baktı.

Böhürler: Yeni anayasada yönetim modeli değişikliğini gerekli görüyor musunuz?

Biz bir anayasa hazırlattık biliyorsunuz, Sayın Özbudun ve arkadaşlarıyla... Bize demokratik hukuk kriterleri evrensel anlamda yüksek olan, çalışabilir bir anayasa... Çok titiz çalıştılar ve bir anayasa taslağı verdiler. Onu getirip masaya koyalım isterdim. Şimdi tabii ki, devlet idaresinde belirsizlikler, kuralsızlıklar olmaz. O zaman sıkıntılar olur. Onları gidermek gerekir. Sadece yazılı değil, uygulama açısından da çok önemli. Anayasa zaten ihtilal anayasası. Cumhurbaşkanıyken de söyledim, bu yetkilerim azaltılmalı diye. Başkanlık sistemi tartışmaları falan hep oluyor, açıkça söyledim. Böyle bir Türkiye tercih yapacaksa bu çok önemli bir şey ki, bakın mevcut anayasanın bir maddesini 10-20-30 yıl geçiyor, bir kelimesini değiştiremiyoruz. Durum böyleyken sistem değişikliği üzerine, kuvvetler ayrılığı, check-balans sistemi olursa, bütün bunlar kavgalı ve kutuplaşmalı bir dönemde olmaz.

Yetkin: Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilince “Artık vesayet bitmiştir” dedi. Bu sizde bir hisse yol açtı mı? Sayın Cumhurbaşkanı “Sistem fiilen değişti” dedi. Üçüncüsü anayasada halk tarafından seçilenle seçilmeyen Cumhurbaşkanı’nın yetkileri arasında bir fark göremiyorum ama var mıdır?

Bütün bunlarla ilgili görüşümü aslında biraz önce söyledim. Sayın Cumhurbaşkanı’yla ilgili o sözleri değerlendirmek, polemik konusu yapmak yakışmaz ama görüşlerimi gayet açık söyledim. Şüphesiz ki Cumhurbaşkanlığı seçimindeki konuları değiştirdi. Yetkilerle ilgili... İhtilal anayasası, yetkilerin ne kadar geniş olduğunu biliyorsunuz.

Terörle mücadelede halkı kaybetmemek ne demek?

Terörle çok güçlü, akıllı mücadele, hükümet de gayet kararlı tedbirleri alıyor. Dikkat edilecek şey, halkı asla kaybetmemek. Doğu ve Güneydoğu’daki illerimiz ortada, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, kendisinin Kürt aidiyetinin bilincinde olan vatandaşımızın bağlılığına zarar vermemek gerekir. Onur çok önemli bir şey...

Onları bir mahallede, bir şehirde hiçbir şekilde zan altında bırakmamak gerekir. Siyasi talepleri konusunda nasıl bakarsınız?

Bu konularda çok önemli değişiklikler yapıldı. Yapılan hizmetler ayrı, bunlar da çok önemli. Şiddete başvuruyorum denecek bir şey olamaz. Onur koruyucu söylemler çok önemli. Kardeşliğin esası hep buralardan geçiyor.

Sayın Bülent Arınç, geçenlerde bir televizyon programında koalisyon başarısızlığını kendi siyasi partisine mal eden bazı açıklamalar yaptı. Anayasa görüşmelerinde de... AK Parti çevrelerinde, merkezinde Gezi olaylarından sonra bir tür tezgah, kumpas, kuşatılma duygusu çok baskın bir rol oynamaya başladı.

Bülent Bey, hareketimizin de grubumuzun da önde gelen arkadaşlarımızdan birisi. İçi dışı bir olan bir arkadaşımızdır. Kafasında farklı düşünceleri yoktur, oyunu olmayan, düşündüğünü söyleyen, hassas ve samimi bir arkadaşımızdır.  Her zaman kendisini çok takdir ederim.

Hepimizin psikolojisi var, toplumların da partilerin de... Bu söylediğiniz psikoloji yaşandı. Bu bir tuzak. Bunu aşacak güçte aslında parti de ülke de. Gezi olaylarında söylemiştim tavrımı. Şimdi Türkiye’de o zaman bu olaylar Londra’da insanlar Arap sokaklarındaki gibi sokağa çıkmıyor dedim. İlk günlerde kontrol altına alıp kapatılabilirdi. Sonra illegal örgütler aldı. Meclis konuşmamda da söyledim.

Darbe girişimi olarak adlandırmadınız?

Hayır, tabi tabi. Şuradaki ağaçları kestirmeyelim diye toplanan insanlar güzel idare edilebilseydi, akıllı bir şekilde emniyeti, yönetimi İstanbul yapabilseydi, kapatılabilirdi. Bütün illegal örgütlere malzeme oldu, ikinci safhasında bütün illegal örgütler yaktılar, yıktılar.

Kasım seçimlerini sormak isterim 11. Cumhurbaşkanı’na.

Keşke olmasaydı ama neticede mecbur olunca halkın görüşüne başvurulabiliyor. Memleket için istikrar önemli. Siyasi istikrar olunca ekonomik istikrar ortaya çıkıyor. Umuyorum ki bunu en iyi şekilde yaparız.

Kaynak: T24.com.tr


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.