Trabzon - Kudüs Hattı

Trabzonlu önemli işadamlarının da yer aldığı grup hem bahar gezisi hem de tarihi mekânları ziyaret fikriyle Küdüs’te Mescid-i Aksa’ya ziyarette bulundular.

Trabzon - Kudüs Hattı

 Vakfıkebir Belediye Başkanı Muhammet Balta’nın da yer aldığı 22 Kişilik kafileyle yola çıkan grup sakin bir yolculuktan sonra İsrail’e ulaştı. Telaviv’in Ben Gurion Havaalanı’nda biraz meşakkatli ve biraz da sabır gerektiren bir süreç onları beliyordu.

Baba veya dede adı Ali olanlar, pasaportunda İran vizesi bulunanlar ve buna benzer sebeplerle polisinin sorgusuna takılanlar nedeniyle grubun havaalanından çıkışı yaklaşık 1.5 saat sürdü.

MÜSİAD’ın eski Trabzon Şube Başkanı Hanefi Mahitapoğlu bazı yıldırma politikalarına rağmen inançlı bir kararlılıkla sabır gösterdiklerini ifade ederek, “Birkaç saatlik sabrımızla zorlukları aştık. Tel Aviv polisinin tedirginliği bizi daha çok motive etti.” ifadelerini kullandı.

Grupta Trabzon dışından İstanbul, İzmir, Konya ve Gaziantep’ten katılanlar da bulunuyordu. Sayıları az olsa da her bölgeden, her inanıştan katılımcıların yer aldığı kafilenin yolu Kudüs’e gitmek  için Yafa’dan geçti.

İşadamı Celil Hekimoğlu Yafa’nın Nuh (A.S.)’ın oğlunun kurduğu şehir olarak bilindiğine dikkat çekerken, bu güzel sahil kentinin mutlaka görülmesi gerektiğini vurguladı.

Grup ikindi namazını kılmak için bir camiye uğradı. Cami her yönüyle tarih kokuyordu. Ama İsrailliler caminin ana yola bakan kısmını içkili lokanta yapmışlardı. Ezanın sesi kısıldığı, bir kısmının içkili lokantayla bileştiği camide kılınan namazın ardından grup yine Yafa’da Sultan Abdülhamit Han’ın yaptırdığı saat kulesini ziyaret etti.

Mahitapoğlu gördüğü manzarayı, “Saat kulesi adeta şehrin yıllanmış bekçisi gibi karşımıza dikildi. Onun sayesinde İstanbul’dan hiç ayrılmamasına rağmen buraları görebilen Sultan Abdülhamit Han’a olan hayranlığımız da bir kat daha arttı.” Cümleleriyle dile getirdi.

Yafa’dan 1 saatlik yolculuk sonrası Kudüs’e ulaşıldı. Vakit bir hayli geçmişti. Açlık, odalara yerleşme ve yorgunluk sonrasında grup sabah saat 04:00’de Mescid-i Aksa’ya gidebilmek için sözleşerek odalarına çekildi.

Kafile Filistinlilere ait 2 ayrı otelde konaklıyordu. Dört yıldızlı olan bu oteller için Hanefi Mahitapoğlu’nun yorumu da oldukça ilginç; “Sözde dört yıldızlı ama 2 yıldız bile etmezler. Ne yaparsın umduğunla değil bulduğunla yetineceksin.”

 

İKİ VAKİT SABAH EZANI

Kudüs’te sabah vakti iki ezan okunuyor. Kafile imsak vakti ezanı okunurken o muhteşem mescidi ziyaret edecek olmanın heyecanıyla yola koyuluyor…

Otelden biraz uzaklaştıktan sonra, sur içersine dalınıyor. Birbirine geçmiş dar ve karmaşık yolların yönlendirdiği sokaklar adeta asırların yorgunluğunu taşıyor.

Grup eskimiş taş binalar arasında ilerliyor. Kapılarını erken açmış küçük dükkanlar, sokak aralarında yer bulmaya çalışan seyyar satıcılar, fırından yeni çıkmış ekmek kokuları, yol boyunca eşlik eden Kuran sesleri ve gittikçe yoğunlaşan Kudüs’ü ziyarete gelen misafirler.

Bir kapının önüne geliniyor ve rehber herkesi durdurarak uyarıyor; “sakın askerlerin fotoğraflarını çekmeyin”.

Yolun solunda ve sağında müthiş korunaklı giysileri, ellerindeki otomatik silahlarıyla İsrail polisi bütün gelenleri süzüyor.

Kapı sonrasında ise büyük bir avlu çıkıyor grubun karşısına. Burasını Hekimoğlu’ndan dinliyoruz; “Mescid-i Aksa’nın Filistinli görevlileri. Gözleri ışıl ışıl, sanki yıllınmış dostları gelmiş gibi bizleri selamlıyorlar. Elimizdeki Türk bayrağına sevgiyle bakan, umutlanan Filistinli görevlileri izlemek gerçekten bizlere hüzün veriyor”

… Ve Mahitapoğlu devam ediyor; “Karşımızda 140 dönümü geçen büyük bir alan. İlk gözümüze çarpan, bugüne kadar bize Mescid-i Aksa diye tanıtılan ‘Kubbetül Sahr’. Altın kaplı sarı devasa kubbesiyle bizi adeta Hz. Muhammet’in miracına götürüyor. Alt katındaki mağarada bulunan ‘muallak taşı’ ve yan tarafındaki kıblegâh da buradan Peygamber efendimizin geçtiği duygusunu tazeletiyor”.

                             BİR NAMAZ BİN NAMAZA BEDEL

Avlunun her tarafının ayrı bir hikayesi var. Mescid-i Aksa, Hz. Muhammet’in “üç mescit için evden çıkılır” dediği mescitlerden biri.

Müslümanların ilk kıblesi… İslam öncesinin tapınak tepesi ve içinde kılınan her namazın bin namaza eş olduğu müjdelenen mabed.

Heybetle hüzün bir arada!

Ezan sabah namazının davetiyesi. Ayrı bir makam; yeni bir duygu…

Davudi bir ses herkesin hislerini birbirine karıştırıyor. Aslında kimse ne olduğunun farkında değil. Söz yine Hanefi Mahitaoğlu’nda; “Kontrolümüz bizde değil. Kendimizi mescidin içerisinde buluyoruz. Yüksek sütunlar, dantelle işlenmiş tavan, dost yürekli insanlar. Hepsi ama hepsi sanki misafirliğimizin farkında ve bize hoş geldiniz diyorlar”

Kölesinin bindiği devesinin yularını tutarak girdiği Kudüs’te Hz. Ömer’in ilk namaz kıldığı ve itikafa girdiği yer Mescid-i Aksa’nın  sol ön kısmında. O zaman “mescit” diye bir yer yok. Eski bir tapınak var ve bölgenin adı “Tapınak Tepesi”

                                   HAVRA VE CAMİ BİRARADA

Memlüklü Sultanı Nurettin Zengi’nin “Kudüs esirken ben mutlu olamam” dediği, yeğeni Selahattin Eyyübi’nin 1587’nin 11Kasım’ında fethettiği bu şehir 2 kez Müslümanların eline geçer. O da 1917 Kasım’ında İngiliz Komutanı tarafından işgal edilene kadar.

Kudüs öyle bir şehir ki, kilise, havra (sinagog ) ve cami bir arada; Hz Davut, Hz. Lut, Hz. İshak, Hz. Süleyman, Hz. Bünyamin, Hz. Yunus, Hz. Yakup, Hz. Musa, Hz. Meryem, Hz. İsa, Hz. Zübery peygamberler ve yetmişe yakın sahabe kabirleriyle orada.

Kudüs’ün terası Zeytin Dağı’ndan vadiye baktığınızda; Kıyame Kilisesi, Mescid-i Aksa ve Yahudilerin Ağlama Duvarı önünüze üç dinin üç kutsal mekanlarını bir tablo gibi seriliyor. Görülen eserler adeta yaşanan inançların özetinin belgesini sunuyor. Ayrıca şayet tevhidi bir inanışa sahip değilseniz aklınızı zorluyor, hatta Kudüs ziyaretçilerinin karşılaştığı en ciddi hastalığın; yani “Kudüs Sendromu“’nun oluşmasına sebep oluyor.

                          NAMLUNUN UCUNDA ZİYARET

El Halil, Kabe’yi inşa eden Hanif dinin kurucusu İbrahim Peygamber’in son mekanı. İsrailli askerlerin namlularının ucundan geçerek giriyorsunuz bu şehrin kutsal camisine. Abluka altına alınmış bir mabet ve esaret içerisinde bir halk… Uzun söze gerek yok.

Eriha, deniz seviyesinin altında bir vadi ...

Verimli araziler ve Lut Gölü’nün kıyısı. Lut gölü ya da Ölü Deniz mesaj dolu...

Söz yine Mahitapoğlu’nda; “Nereye bakarsanız bakın aklınız zorlanıyor, gördükleriniz sizi kuşatıyor. İmanınızdan dolayı şükrünüz artıyor!.”

Filistin halkı kararlı, mücadeleci, yılgınlık yok. Aksa çevresinde yardım bekleyen fakir insanlar, ellerinde küçük şeyleri satarak geçim yolu arayanlar, yetimler ve mağdurlar!… Ama onurlu insanlar. Topraklarından vazgeçmiyorlar, direniyorlar. Bu direnci çocukların oyunlarında bile görebiliyorsunuz.

Grup, Mescidi Aksa’nın alt katında, Hz. İsa ya ait olduğu söylenen taş beşiğin olduğu yere giderken burada oynayan çocukları fark ediyor. Şaşkınlık içersinde izledikleri oyunun mizanseni İsrailliler tarafından şehit edilen bir Filistinli’yi taşıyan çocuklar  ve tekbir sesleri!.

Bir yanda siyah cübbeleri, siyah fötr şapkaları, kulaklarının yan tarafından sarkan saçları, alınlarına yapıştırdıkları minyatür zeburla ağlama duvarında ritmik hareketlerle ağlaşan, diğer tarafta Süleyman Peygamber’in mabedini arayan, bunun için Mescidi Aksa’nın tabanını oyan, Kanuni’nin ibadet etmeleri için açtığı “Ağlama Duvarı“ mekanın arkasını yıkan Yahudiler, diğer yanda katledilen yaşlı genç, çoluk çocuk Müslümanlar!

El Halil’de Halilul Rahman Camisi’nde elinde otomatik tüfekle Müslümanları katleden “doktor“ Yahudiler, 1969’ da Mescidi Aksa’nın benzin dökülerek yakılmaya çalışılması gruba anlatılıyor. (Bu olayda Nurettin Zengi’nin Kudüs’ün fethinden 30 yıl önce yaptırdığı ve yeğeni Selahattin Eyyübi’ye ‘Kudüs fethedilince bunu Mescid-i Aksa’ya koy’ dediği mihrap yanıyor. Bu olay ilk defa İslam ülkelerinin bir araya gelmesine sebep oluyor ve Müslüman ülkeleri Fas’ın Rabat şehrinde bir toplantı yapıyor. Bu toplantıya Türkiye adına İhsan Sabri Çağlayangil katılıyor)

                            DÖNÜŞ YOLUNDAKİ MESAJ

Kudüs dönüşü kafile İstanbul Atatürk Havaalanı’nda çay - simit yiyerek Trabzon uçağını beklerken görülenler karşısındaki etki hala devam ediyor. İşadamı Celil Hekimoğlu bu hisleri şöyle özetliyor; “Kudüs’ün etkisi gerçekten hepimizin tüm benliğimizi sarmış durumda. Mutlaka yeniden görülmesi ve gidilmesi gereken bir yer olarak hafızalarımızda yer etti. Çocuklarımızla, gelemeyen dostlarımızla bu yaşadıklarımı paylaşacağız. Bizi Kudüs’ün büyüklüğü, orada kalarak bu kutsal beldeyi korumaya çalışan fakir ve yalnız insanları kararlılığı gerçekten büyüledi!”.

..Ve son sözü Mahitapoğlu söylüyor; “Bu beldelerin yalnız kalmaması gerektiğini düşünüyoruz. Buraya gelen iki milyon turistten sadece elli bini Müslüman. Onun için her gördüğümüze ‘siz de gidin’ demek istiyoruz.  Gittiğimiz  gibi dönmüyoruz. Bu gezinin duyguları, hatıraları gerçekten çok farklı. Ayrıca gurubumuzda yer alan ve derin bilgisiyle bizleri bilgilendiren hocamız Sayın Fatih Mehmet Çıtlak’a ve turu organize eden Mecra Tur’a da sonsuz teşekkürler ediyoruz”


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.