Şota'nın Eşi Bombayı Patlattı

Trabzon'un efsane futbolcusu ve eşinden önemli açıklamalar

Şota'nın Eşi Bombayı Patlattı

Trabzonspor’un efsanevi golcüsüydü. İkizi Arçil ile geldiği Türkiye kısa zamanda ‘evi’ haline geldi. Ajax, G.Rangers maceralarının ardından 14 yıl sonra futbolcu olarak ayrıldığı yuvasına teknik direktör olarak geri döndü. Şimdilerde Kasımpaşaspor’u çalıştıran Şota Arveladze ve eşi Tamara ile futboldan aile hayatına, hobilerinden internette izlenme rekorları kıran videolarına kadar akla gelen her şeyi konuştuk.

Arveladze’lerin evindeyiz.  Tamara kapıda karşılıyor bizi. Henüz soluklanmamışken “Ne içersiniz?” diyor. Misafirperverlikleri bizimkini aratmıyor doğrusu. Şota’nın ise bir gözü bizde diğeri televizyonda. Ekranda Gürcistan milli maçı var.

“Hocam hiç değişmemişsiniz.” demeye kalmadan, ‘Nasıl değişmemişim 40 yaşına geldim yahu! Sen dış görünüşe ne aldanıyorsun. İçim çökmüş, her tarafım sakat.” diyor. Çocukların nerede olduğunu merak edince, masayı donatmakla meşgul Tamara, 15 yaşındaki oğlu George’u odasından çağırıyor. Kızları minik Elene ise ortalıklarda gözükmüyor. Annesi spora gittiğini söylüyor. Röportajın sonlarına doğru o da bu mutlu aile karesinde yerini alıyor. Bu arada fotoğraf çekimi sırasında bile hepsinin gözü maçta! Çekim bitiyor. Masaya buyur ediliyoruz. Birbirinden lezzetli yiyecekleri çay eşliğinde tadarken “Tüm bunları siz mi yaptınız?” sorusunu eşine fırsat tanımadan Şota cevaplıyor: “Hayır ama çok daha güzellerini yapıyor. Benim suçum, geç haber verdim.”

“Masada tam karşımızda oturan George’un aynı annesine benzediğini söylediğimizde ise Şota espriyle karşılık veriyor: “Güzelliği annesine zekâsı bana benziyor.” Eşi altta kalır mı hiç? O da “Güzelliği değil yakışıklılığı demek istedin herhalde” diyerek bu asisti gole çeviriyor. Kahkahalar eşliğinde başlıyoruz röportaja…

Yönetimin ‘kal’ ısrarına rağmen Kayseri’den ayrılma kararı aldınız. Başarısızlıkta istifa bir kaçış mı, erdem mi?

Kaçış diyemeyiz. Kaçmak benim karakterime uygun bir davranış değil. Her şeyi iyi yaptık. Ama son dönemde ne yaptıysam sonuç istediğim gibi olmuyordu. Bahane arasam ‘Hakemdi, futbolcuydu, şanssızlıktı vs.’ diyebilirdim. Artık kabul etmek lazım ortada bir yanlış giden durum var. Sorumlusu kim, kimin gitmesi gerekiyor? Takımın hepsini gönderemeyeceğime göre sorumluluk bana ait dedim ve takıma daha fazla zarar vermemek adına ayrılma kararı aldım.

Metin Diyadin, yöneticilerin ‘Vizyonu yok’ açıklamasıyla gönderildi. Aynı şeyin başınıza gelmeyeceğinden korkmuyor musunuz?

Neden korkayım? En kötü ne olabilir? En fazla teşekkür ederler. Ama kimse bana kötü çalıştın diyemez. Gerçi kulübün böyle bir nedenden dolayı hocayı gönderdiğini sanmıyorum. Sonuçta Metin hocayı yoldan geçerken bulmadılar ki sonra da ‘Aa vizyonu yokmuş meğer’ deyip göndersinler.

Futbolcular size alıştı mı?

Ne düşündüklerini bilemem ama gördüğüm kadarıyla alıştıklarını düşünüyorum. Anlaşmazlıklar yaşanabilir. Bunlar normal. Onlara da söyledim hepsini seviyorum, sayıyorum. Ama sonuçta futbolda herkesin farklı bir karakteri, tarzı var. Benim de öyle. Zaman zaman sert olabilirim.

Siz de eski bir futbolcusunuz. Onları anlamanız zor olmuyordur…

Nasıl hissettiklerini anlamakta sıkıntı yok ama takımla ilgili kararları kendimi onların yerine koyarak veremem. Bu profesyonelce bir yaklaşım olmaz. Takımın menfaati önce gelir. Bu olay sevgiyle ilgili olsa o zaman gelsin oğlum oynasın.

Aykut ile Alex arasında yaşanan anlaşmazlığa benzer bir olay yaşadınız mı hiç?

İsmini vermek istemem Kayseri’deyken bir futbolcu beni niye oynatmıyorsun, demişti.

Tavrınız nasıl oldu?

Duygularımla değil istatistiklerle hareket ederim. 24 maç oynatmışım. Ama o oynatmadıklarımı baz alıyor. Bu durumda şu soruyu sordum. ‘24 maçta ne yaptın? Asist yok, kale vuruşu 5, 1 golün var.  Sen kendini oyuncu mu sanıyorsun? 24 maç yetmez diyorsun bir tane gol bana yetiyor mu?’ Ama tabii egosu var. ‘Ben’ diyor. Futbol, boks gibi tenis gibi bir spor değil.

Uzun bir aradan sonra Türkiye’ye dönünce, Türkçenizi gerilemiş  buldunuz mu?

Şota:Yüzde altmışını hatırlıyordum. Ama hiç kullanmadığım kelimeleri unutmuştum tabii.

Tamara:  İstanbul’a gelince ders almaya başladım. İki hafta oldu.

Pek ihtiyacınız yok gibi…

Tamara: Konuşabiliyorum ama geliştirmek istiyorum.


Çocukların Türkçesi ne durumda?

Tamara:İkisi de Hollanda’da doğdu. O yüzden hiç Türkçe bilmiyorlar. Burada da yüzde yüz İngilizce konuşulan bir okula gidiyorlar. Pek öğrenebilecekleri bir ortam yok aslında. Çevreden duydukları kadar...

Mesleğiniz nedir?

Sanat tarihi ve hukuk eğitimi aldım. Avukatım ama hiç yapma fırsatım olmadı.  Bir ara yapmayı düşündüm ama çocuklar çok küçüktü, bana ihtiyaçları vardı. Ailem yanımda olsa belki ama tek başına zor olurdu.

Hiç ‘keşke’ dediniz mi?

Hayır. Mutluyum. Çünkü eşimle beraber iyi bir iş çıkardığımızı düşünüyorum. Kariyerinin oluşmasına çok yardımcı oldum. Ben ev işleri, çocuklar ile ilgileniyordum. Ona sadece futbol kalmıştı.

‘Eşim de benim için aynısı yapardı.’ der misiniz?

Tamara:Evet, kesinlikle.

Yapar mıydınız gerçekten?

Şota:(Gülüyor) Başıma gelmemiş bir olay… Ne söylesem yalan olur. Kesinlikle yapardım diyemem, denerdim. Ama çocuklara onun baktığı gibi bakabilir miydin diye sorsan; kesinlikle bakamazdım.

Tamara:Futbolcu olmasaymış politikacı olurmuş. Ama söyleyince yardım eder.

Şota:Ederim de bunu getir, şunu getir denilecekse gidip hazır alayım daha iyi. Tamam, sen işe gittin iyi güzel de. Annen baban biri gelsin. Bana mı bırakacaksın onca işi.

Tamara: (Gülüşmeler) Gerek yok sen baba ol yeter.

Peki nasıl bir eşsiniz?

Şota:Çokkk iyi. (Gülüşmeler) 19 yaşında evlendim. Hiçbir şeyim yoktu. O günlerden bugüne geldik. İnanmazsınız hiç kavga etmedik. Kapıyı sertçe vurup çıkmışlığım 20 yılda bir kez olmuştur. En zor günlerimde hep yanımdaydı.

YouTube’da spor muhabirlerini şoke eden “kontra” videolarınız var. Bunları izlediniz mi hiç?

Yok, izlemedim. Ama biliyorum.

Unutamadığınız bir röportaj vardır elbet...

Olmaz mı? Bir sürü... Örneğin, birinde maç bitti. ‘Hocam basın toplantısı var aman geç kalmayalım’ dediler. Telaş içinde salona girdim. Şok oldum tabii. Sadece bir gazeteci. ‘Sorunu kâğıda yazıp kapının altından atsan da olurmuş.’ dedim.

Hiç acımıyorsunuz muhabirlere…

Çoğu üç takımdan başkasını takip etmiyor. Hazırlıksız soru soruyorlar. Mesela soruyor: ‘Hocam bugün çok iyi top tuttunuz.’ ‘İki buçuk yıldır böyle oynuyoruz, yeni mi gördün?’ dedim. Ne diyeyim. Biri de ‘Hocam çok uzun zaman sonra Amrabat’ı kadroya aldınız. Bugünkü performansını nasıl buldunuz?’ dedi. ‘Çok uzun dediğin daha geçen hafta oynattım.’ dedim.

Sinirlendiğiniz de oluyor mu?

(Gülüyor) Bazen. Daha komik bir olay anlatayım. Kayseri’de görev yapıyordum. Maçta, 92’nci dakika. Zaten üç oyuncu değişikliği yapmışım. Seyircinin biri kendini paralıyor arkamda. ‘Şota ne bekliyorsun, ne bekliyorsun! değişiklik yapsana!’ diyor. Bir değil üç değil beş değil... En son dayanamadım, dedim oğlum neyi bekleyeyim, maç bitsin de gidip çay içeceğim onu bekliyorum.  Ne diyeyim yani...

Hocam bu cevapları çok mu arıyorsunuz?

Tabii önceden yazıyorum. (Gülüşmeler)

Maç esnasında sürekli not tutuyorsunuz. Ne yazılı o notlarda?

Devre arasında söyleyeceklerimi unutmamak için not alıyorum. Önemli bir şey, iyi pozisyon ya da bir aksaklık.

Geçtiğimiz günlerde Trabzonsporlu futbolcu eşlerinin Trabzon’da yaşamaktan mutlu olmadığı yazıldı. Ne düşünüyorsunuz?

Şota:Ne arıyorlar merak ediyorum? Eğlence mi? Haftada 5 gün mü? O zaman gelmeseydin.  Alışveriş mi, ne? Paran mı yok, orada bulamadığını atla gel İstanbul’dan al madem. Yemek mi deniz mi, lüks evler mi yok? Hepsi var? Gelmeden bilmiyor muydun? Belki Paris’te yaşayacaksın, ama trafik öldürdü bizi diye şikayet edecektin. Bir şey söylerdim ama...

Tamara:Nerede olduğunuz değil kiminle olduğunuz önemli. Sorunlarının Trabzon şehri ile ilgili olduğunu sanmıyorum.

Hem futbolcu hem de hoca olarak devamlı ülke ve şehir  değiştiriyorsunuz. Aile bu durumdan şikayetçi mi?

Şota:Tek başıma karar vermedim. Önce eşimin sonra da çocuklarımın onayını aldım. Tamara’ya dedim ki sen hayır dersen ben de hayır derim. Doğru mu yanlış mı?

Tamara:(Gülüyor) Doğru.

Türk bir gelin ya da damada nasıl bakarsınız?

Asla karşı çıkmam. Kültürlerimiz farklı olsa zor olabilir. Ama neredeyse aynı. Kararlarına saygı duyarım. Onların mutluluğu her şeyden önce gelir.

Nasıl bir kaynana olurdunuz?

Tamara:Çok rahat ve demokratik bir kaynana olurdum.

Türk kaynanalarının methini duymuşsunuzdur…

(Gülüşmeler) Duymaz mıyım... Ama bizde de durum aynı. Şota’nın annesi burada olsa görürdünüz.

Şota:Şota’nın annesi... Ne?

Tamara:Yok yani arkadaş gibiyiz demek istedim. (Gülüşmeler)

Şota:Tamara iyi gelin zaten...

Tamara:Annem Şota’yı benden çok sever!

Şota:Tabii tabii, sever. (Gülüşmeler)

İkiziniz Arçil neler yapıyor?

Şota:Gürcistan’da bir futbol okulunda direktörlük yapıyor.

İkizler birbirinden çok uzak kalamaz...

Kalamıyoruz zaten. Bu sefer biraz arayı açtık. Bir ay geçti, görüşemedik. Ama her akşam internet üzerinden konuşuruz. Çok özlüyorum onu.

Tamara: Eşi de benim ikiz kardeşim gibi. Çok seviyoruz birbirimizi. Çocuklarımız da çok güzel anlaşıyor.

‘Şimdi oldu’ dedim

“Glasgow Rangers’ta şampiyon olduk. Kutlama yapılacak. Sordum kaçıncı kez şampiyon oluyor. 50. dediler. Dedim ya ben gelmiyorum. Sonra kupa aldık. Kaçıncı dedim. 25. miymiş, yine gitmedim. Kaç kez şampiyon olacaksın ki insaf! Neyini kutlayayım? Orada lig kupası da var. Tarihinde üçüncü kez alıyorlarmış. Tamam şimdi geliyorum dedim.”  

Fener maçı mı sandın?

“Fener’le kupa maçı oynuyoruz.  Son dört dakika kalmış. 2-1 öndeyiz. Zamandan çalmak için oyuncu değişikliği yapmak istiyorum. Top çıkıyor, faul oluyor ama bir türlü adam izin vermiyor. 90 artı 3’te ikinci golü yedik 2-2 oldu. Buyur şimdi yap değişikliğini dediler. O maçı uzatmalarda penaltılarda kaybettik. Böyle bir şans bir Anadolu takımına kaç kez gelir ki? Kazansak tarih yazacağız. Üç gün sonra Ankara’da bahar kupası maçı oynuyoruz. Yine aynı durum. Oyuncu değiştirmek istiyorum. Hakem bir türlü izin vermiyor. En son ‘Hocam bırak da değişiklik yapayım Fener maçı mı sandın?’ dedim.”

Kaynak : Zaman


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.