Trabzonspor’un Yeni Transferi Emre Güral’ın Ropörtajı

İşte Trabzonspor’un ernklerine bağladığı Emre Güral’ın Tamsaha dergisine (01.06.2012 tarihinde verdiği röportaj:

Trabzonspor’un Yeni Transferi Emre Güral’ın Ropörtajı

Almanya’da yetişen, geçtiğimiz sezon Bucaspor’daki yüksek performansıyla dikkat çekip A2 Millî Takımı’na davet edilen genç oyuncu, ay-yıldızlı formayla art arda attığı gollerle umutları boşa çıkarmadı. Güçlü fiziği ve müthiş sol ayağıyla uzaktan attığı gollerle durdurulması güç bir forvet. Bank Asya 1. Lig’de geçirdiği sezonda Türkiye’deki yakın markaja ve sertliğe alıştığını söyleyen 23 yaşındaki oyuncu, yeni sezonda daha büyük hedeflerin peşinde koşacak.

Almanya’da doğmuş bir gurbetçi çocuğusun. Ailen nereden ve nasıl göç etmiş Almanya’ya?

Bundan yaklaşık 30 yıl önce Almanya’ya yerleşmiş bir ailenin çocuğuyum. Baba tarafım İzmir Bergamalı, anne tarafım ise Balıkesirli. 1989 yılında Offenbach’ta doğup büyüdüm. Futbola da orada başladım. Bir ablam var. Babam otobüs şoförü, annem ev hanımı.

Futbola Eintracht Frankfurt’un altyapısında başlamışsın. Bu başlangıç nasıl oldu, seni futbola yönelten neydi?

Babam Ali Recai Göral eski bir futbolcu. Zamanında Bergamaspor’da oynamış. Dolayısıyla futbol bana yabancı değildi. Babam bana oyuncak aldığında araba değil, top getirirdi. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de top oynamaya çok meraklıydım. Evde top oynarken camı çerçeveyi indiren bir çocuktum. 4 yaşında ilk defa küçük bir takıma yazıldım. Formaların dizlerimize kadar indiği bir dönemdi. O zamanlar bile izleyenler benim için, “Bu çocuk futbolu çok seviyor” diyordu. Daha sonra babam beni Eintrach Frankfurt’un seçmelerine götürdü. Bin kadar çocuğun katıldığı seçmelerin ilk gününde beğenildim. O sırada 8 yaşındaydım. 16 yaşına kadar Eintrach Frankfurt’un altyapısında eğitim aldım. 16 yaşına geldiğimde Greuther Fürth takımı bana sözleşme teklif etti. Ailece oturup konuştuk. Babam kabul etmemi istiyor, annemse “Henüz erken” diyordu. Ama benim hayalim bir futbol okulunda yaşamaktı.

Yani Fürth’teki şartlar daha mı farklıydı? Orada ailenden uzakta mı olacaktın?

Evet. Ailemden uzakta, 2 saatlik bir mesafede yaşayacaktım. Orada spor okuluna devam edecektim. Okul ve futbol eğitiminin birlikte verildiği, oyuncuların orada yatıp kalktığı bir sistemdi. Başlangıçta biraz zorluk çektim elbette. Çünkü evde her işimi annem yapardı ama orada çamaşırlarımı yıkamayı bile öğrendim. Hayatımda verdiğim en doğru karar Fürth’ün teklifini kabul etmemdi. Orada kendi ayaklarımın üzerinde durmayı, zorluklarla başa çıkmayı öğrendim. Eğer bu kararı vermeseydim bugün burada olamazdım. Ama şunu da eklemeliyim, eğer ailem her zaman arkamda durmasaydı yine bugünkü konumumda olmazdım. Her hafta sonu yanıma geliyor, her zaman destek oluyorlardı. Kötü günümde de iyi günümde de hep yanımda oldular. Zaten aile olmak da böyle bir şeydir. Bugüne kadar bana çok emek verdiler. Artık sıra bende diye düşünüyorum ve ailem için oynuyorum.

Futbola hangi mevkide başlamıştın? O dönemde bir idolün var mıydı?

Ben hep forvet oynadım. Yaşım küçükken idolüm Brezilyalı Ronaldo’ydu. Onun hareketlerini yapmaya çalışıyordum. Aradan yıllar geçtikten sonra da idolüm Cristiano Ronaldo oldu. Zaten stilim de ona benziyor.

Bize biraz futbol stilinden söz eder misin? Birlikte çalıştığın teknik adamlar senin hangi özelliklerini beğeniyor? Bu arada fiziki yapı olarak Cristiano Ronaldo’ya benzediğin de doğru…

Ben aslında ufak tefek bir çocuktum. Bir yıl içinde 13 santim birden uzadım. Bununla baş etmek de kolay değil çünkü kemik yapınız bir anda değişiyor. Ama çok şükür bir sorun yaşamadım. Küçüklükten beri şutum iyidir. Solağım ve sol ayağım oldukça iyi. Gollerimi de genellikle sol ayağımla ve uzaktan şutlarla atıyorum. Bu sezon toplam 11 golümün 9′unu 18 dışından şutlarla attım. Frikik de kullanıyorum. Geçtiğimiz sezon frikikten 6 gol atmıştım ama bu sezon frikik golüm yok.

Boyun 1.88 ama kafa golünün olmaması ilginç.

Evet (gülüyor). Benim kendimi her anlamda geliştirmem lâzım zaten. Şutumun iyi olduğunu söylüyorum ama onu da geliştirmem gerekiyor. Ben şu anda kapasitemin yüzde 30′undayım. Cristiano Ronaldo bile antrenmandan sonra sahada bir saat kalıyorsa, benim gibi genç oyuncuların çok daha fazlasını yapması lâzım. Ben de antrenmanlardan sonra kafa toplarımı ve sağ ayağımı geliştirmeye uğraşıyorum.

Uzun boylu oyuncuların adam eksiltme sorunu olabiliyor. Sen bu konuda kendini nasıl görüyorsun?

Ben böyle bir sorun yaşamıyorum. Driplingim oldukça iyi. Adam eksiltmede başarılı olduğumu ve böyle oynamayı sevdiğimi söyleyebilirim. Bire iki, hatta bire üç pozisyonlarda bile rakiplerimin üzerine giderim. Benim özelliklerimden birisi bu. Çabukluk ve sürat konusunda da fiziğimden kaynaklanan bir dezavantaj yaşamıyorum.

Dikkat çeken bir oyuncu olman Jahn Regensburg’da oynadığın döneme rast geliyor. Bu takıma geçişin nasıl oldu? Orada nasıl bir gelişme gösterdin?

Fürth’te çok güzel bir yıl geçirdim. Sonrasında Jahn Regensburg beni istedi. Ailemle konuşup teklifi kabul ettim. İlk sezonumda A Genç Takım’da oynadım ve 40 gol attım. Bu oldukça yüksek bir rakamdı ve hemen dikkati çekti. Zaten o dönemde Türkiye’den de transfer teklifleri gelmeye başladı ancak ben Türkiye’ye gelmek için erken olduğunu düşündüm. Sonrasında A takımla antrenmanlara çıkmaya başladım. Onlar beni kadrolarında tutmak istiyordu ama benim önceliğim oynayacağım bir takımda forma giymekti. Bunun için Elversberg’den gelen teklifi kabul ettim. Çünkü bir oyuncu ancak sahada yer alırsa kendisini gösterebilir. Sırf oynayabilmek için 3. Lig’den 4. Lig’e inmeyi kabul ettim. Elversberg’de iki sezon kaldım ve oldukça başarılı bir dönem geçirdim. Aslında ilk sezonun sonunda transfer teklifleri almıştım ama sözleşmem devam ettiği için takımdan ayrılamadım.

Seni ilk sezonun sonunda neden istedikleri konusuna gelelim. 2010′un Ağustos ayında SV Elversberg’le kupada Bundesliga takımlarından Hannover’i elediniz ve sen de bir anda Almanya’nın gündemine oturdun. Bize o maçtan ve kendi performansından söz eder misin?

Benim için gerçekten çok önemli ve unutulmaz bir maçtı. O maçtan önce benimle ilgili olarak gazetelerde, “Emre üst liglerde oynamak istiyor ama bakalım bir Bundesliga takımına karşı oynarken neler yapabilecek?” gibi yorumlar çıkıyordu. Çünkü Elversberg’de oynarken gerçekten de bulunduğum ligin üzerinde bir performans sergiliyordum. Herkes benim daha kaliteli takımlar karşısında neler yapabileceğimi merak ediyordu. Maç uzatmalara ve sonunda penaltılara gitti. Biz bütün penaltıları gole çevirirken onlar bir penaltıyı kaçırdı ve turu biz geçtik. İkinci yarının başı, o maçı izleyenler ve benim için unutulmaz bir andı. Santradan direkt kaleye vurdum ve top çatalda patladı. Eğer o vuruş gol olsaydı çok daha müthiş olacaktı. Benim için unutulmazdı. O maçın ardından Bayern Münih de beni istedi. Ama dediğim gibi benim amacım oynayacağım takımda olmaktı. Bayern’e gitseydim onların ikinci takımında, yani zaten bulunduğum ligde oynayacaktım. Ben bunu değil giderek daha üst liglere tırmanmayı istiyordum. Bayern’in dışında Hannover ve Manisaspor da beni istiyordu. Hatta Manisaspor’un tesislerini de gezdim ama sonunda kalbimin sesini dinleyerek Bucaspor’u tercih ettim. Çünkü Manisaspor’a gelseydim direkt olarak bir Süper Lig takımında forma giyemeyebilirdim. Bucasporlular bana genç bir takıma sahip olduklarını ve benim de o genç futbolcuların arasında oynayabileceğimi söyleyince tekliflerini kabul ettim. İlk beş haftada bazen kadroya giremedim, bazen de son bir kaç dakikada oynadım. Bu durum beni üzüyordu ama hocamız

Sait Karafırtınılar “Buraya biraz alışman lâzım. Ben seni bilerek oynatmıyorum” diyerek beni teselli etti. Gerçekten de alışma sürecini tamamlayıp 6. haftadan itibaren sürekli oynamaya ve gollerimi atmaya başladım. Önümde hep hedefler vardı; Bucaspor’da oynamak, goller atmak ve Millî Takım’a gitmek. Allah’a şükür hepsi gerçekleşiyor. Birisi bana bugün A2 Millî Takımı’nda olacağımı söyleseydi, “Yavaş” derdim. Ama hepsi gerçekleşiyor. Takım arkadaşlarım Marko Marin, Cenk Tosun, Semih Aydilek benden daha önce sıçramalar yaptı, bense basamakları daha yavaş çıktım. Ama iyi ki böyle bir yol seçmişim. Bucaspor’a da bana bu vitrini sağladığı için çok teşekkür ediyorum.

Almanya’da bulunduğun süre içinde futbol karakterinin oluşmasına en fazla katkı sağlayan teknik adamlar kimlerdi? O dönemde hangi yönlerden ilerleme sağladığını düşünüyorsun?

Jahn Regensburg’da 40 gol attığım sezon antrenörüm olan Mario Santer benim için önemli bir teknik adam. Bana çok yardımcı olmuştu. Maçlarda beni bir takım statik görevlerle sınırlandırmak yerine serbest bırakırdı. Santrfor arkasında bütün becerilerimi serbestçe sergileme fırsatı bulmuştum. 20 golden fazlasını uzaktan şutlarla atmıştım. Benim en önemli özelliğim bu zaten. Bana en fazla katkı sağlayan ise Bucaspor’daki teknik direktörüm Sait Karafırtınalar oldu. Bana, “Senin fiziğine sahip olup da böyle top taşıyabilen, topa böyle vurabilen oyuncu yok. Eğer iyi çalışırsan Millî Takım’a kadar yükselirsin” demişti. Dediği gibi de oldu.

Serbest oynamayı sevdiğini söylerken, takım oyununun dışında bir oyuncu olduğunu anlatmıyorsun sanırım.

Hayır, hayır. Benim birinci önceliğim takımıma katkı sağlamak. Serbest oynamaktan kastım sorumsuzluk değil. Hücum pres yapmazsanız, arkadaşlarınıza yardımcı olmazsanız başarılı olmanız mümkün değil. Bunları Almanya’da daha işin temelinde öğreniyorsunuz zaten. Sonrasında da üzerine kendi yeteneklerinizi koyuyorsunuz. Futbolda bireysel olarak başarılı olunamayacağının en önemli örneği Messi bence. Barcelona’daki Messi ile Arjantin Millî Takımı’ndaki Messi’nin farkı, ortak hareket eden bir takım içinde yıldız bir oyuncunun çok daha başarılı olabileceğinin en büyük göstergesi.

Kulübün tesislerinde mi yaşadın sezon boyunca?

İlk beş ay tesislerde yaşadım. Sonra Narlıdere’de ev tuttum. Zaman zaman ailem de yanıma geliyor. Küçük yaşta ailemden ayrı kalmayı öğrenmenin avantajlarını burada yaşıyorum. Kendimi doyuracak kadar yemek yapabiliyorum. Ev işleriyle ilgilenebiliyorum. Sorun yok yani…

Almanya’da ve Türkiye’de oynanan futbol arasında bir kıyaslama yapabilir misin? Sana göre en karakteristik farklar neler? Hem sahada oynanan oyun açısından hem de insanların oyuna bakışı açısından soruyorum bu soruyu…

En önemli fark, Almanya’da daha disiplinli futbol oynanıyor. Daha işin başından itibaren disiplinle tanışıyor ve bunun dışına çıkmamayı öğreniyorsunuz. Türkiye’de beni en çok üzen şey, hakemlerle uğraşılması ve statlarda yaşanan olaylar. Oysa çok güzel bir ülkemiz ve harika bir potansiyelimiz var. Biz sadece kendi işimize baksak çok daha iyi yerlerde olabiliriz. Almanya’da 13-14 yaşındaki çocukların yemesine, içmesine, okul hayatına kadar her şey kontrol altındadır. Türkiye’de ise ne yazık ki bazı şeylerin torpille yapıldığını gözlemledim. Kulüp başkanı okulu arayıp, “Bu bizim çocuğumuz, derslerinde kolaylık gösterin” diyebiliyor. Almanya’da hiçbir şeyi hakkını vermeden elde edemezsiniz. Bucaspor Akademisi’ni bu anlamda Almanya’daki yapıya benzetiyorum. Hem okul hem de futbol eğitimi açısında son derece başarılı işler yapıyorlar.

Bank Asya 1. Lig’de oynadın ama Süper Lig’i de izleme fırsatı buldun. Sence bu iki lig arasında ne gibi farklar var?

Bank Asya 1. Lig için “savaş ligi” diyorum. Oyuncular o kadar çok savaşıyor ki, başlangıçta bu yüzden zorluk çektim zaten. Daha top ayağınıza gelmeden üç kişi bastırıyor. Başlangıçta “Ben nereye geldim?” diye sorarken Sait Hocam, “Emre burası böyle. Direnç kazanman ve bu yapıya adapte olman gerekiyor” diye tavsiyede bulundu. Ben de birkaç hafta içinde bu futbola alıştım. Süper Lig’de ise futbol daha taktiksel oynanıyor. Hiçbir iş paldır küldür yapılmıyor. Orada herkes görevini biliyor. Çoğu takım alan savunması yapıyor ve top ayağınıza geldiğinde birkaç saniye fırsatınız oluyor. Elbette orada da ikili mücadele var ancak Bank Asya 1. Lig’deki ile kıyaslanamaz. Hele forvet oyuncusu olduğunuz için sürekli baskı altındasınız ve adeta nefes almak için bile fırsat bulamıyorsunuz. Elazığspor maçında yedek kulübesinin önünden topla geçerken, hocaları benimle koşan oyuncularına “Vurdurma” diye bağırıyordu. Yani kalenin o kadar uzağında bile size fırsat tanımamaya çalışıyorlar. Gerçi o pozisyonda pası verdim, aldım, vurdum ve gol oldu ama genellikle kalenin çok uzağında bile faulle durduruluyorsunuz.

Bu sezonu Bank Asya 1. Lig’de 9 gol attın. Senin açından nasıl bir sezondu, kişisel olarak hedeflerine ulaştığını düşünüyor musun?

En başarılı sezonlarımdan birisini yaşadım. Geldiğim günle bugün arasında çok büyük bir fark var. Sait Hocam da aynı şeyi söylüyor, büyük bir gelişme gösterdiğimi belirtiliyor. Sezon başında Bucaspor’da rahatlıkla oynayabileceğimi düşünüyordum ama sertliği burada öğrendim. Şimdi görüyorum ki, Almanya’dan direkt Süper Lig’e gitseydim yıkılırdım. Ama şimdi çok daha güçlü bir oyuncuyum, sertlikle başa çıkmayı öğrendim. Bu tecrübenin benim için çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Ay-yıldızlı formayı ilk olarak 29 Şubat 2012 günü Adana’da Estonya ile oynanan A2 maçında giydin. İlk millî maçında gol atma başarısını da gösterdin. Millî Takımlardan ilk davet aldığında, maç esnasında ve golü attığında neler hissettiğini anlatır mısın?

Baştan beri Millî Takım’a gitmek istiyordum ama olaya hep maç maç bakıyordum. “Ben iyi olursam çağırırlar, çağırmazlarsa daha çok çalışmam gerekir” diye düşünüyordum. Hep bu hedef için çalıştım, gol attım, asist yaptım.Kadroda ismimi gördüğümde hissettiklerimi anlatamam. Benim çok küçük yaştan beri en büyük hayalimdi bu. Millî Takım’ın maçlarını izlerken kendimi seremoni sırasında İstiklal Marşımızı okurken hayal ederdim. Kampa geldiğimde de yaşadıklarımın gerçek olduğunu düşünmüyordum. Sanki bir hayalin içinde gibiydim. Burada Süper Lig’de çok sayıda maça çıkmış oyuncular vardı ve ben de onların arasındaydım. 59. dakikada oyuna girerken formamı giydiğimde yaşadıklarımın gerçek olduğunu anladım.

O maçta da golü yine uzaktan mı atmıştın?

Yok, bu defa kaleciyi geçerek attım golü. O maç televizyonda yayınlanmadığı için Bucaspor’daki arkadaşlardım telefonla arayıp, “Kaç metreden attın?” diye sormuştu hatta (gülüyor). “Bu sefer kaleciyi geçip de attım” deyince, “Aaa, sen öyle de gol atabiliyor muydun” dediler (gülüyor). Top kaleye giderken dönüp bir kez daha baktım acaba gol oldu mu diye. Açıkçası nasıl sevindiğimi anlatamam. Bundan sonra A Millî Takım’da da goller atmak istiyorum.

A Millî Takım golcülerinden kimleri beğeniyorsun?

Burak Yılmaz bambaşka. Zaten bu sezon da lige damgasını vurdu. Savunma arkasına müthiş koşular yapıyor ve bunları yapabilmek hiç de kolay değil. Dikine oynayabilen oyuncu sayısı çok fazla değil zaten.

Bu ay başlayacak Euro 2012′deki favorin hangi takım? Sence bu turnuvada hangi oyuncuların yıldızı parlayacak?

Almanya da çok iyi ama benim favorim yine de İspanya. Onların oynadığı futbol bambaşka. Almanya da eskiden olduğu gibi sadece savaşan bir takım olmaktan çıkıp İspanya’nın izinden yürümeye başladı. Genç oyuncular çok yetenekli. Mesut Özil, Götze, Müller, Schürrle gibi oyuncular tıpkı benim gibi top oynamayı sokakta öğrendi. Dolayısıyla top teknikleri oldukça yüksek. Almanya hem savaşan hem de yetenekli oyuncularıyla topu olumlu kullanan bir takım haline dönüştü. Turnuvaya damgasını vuracak oyuncu ise bence Cristiano Ronaldo olacak. Messi’den daha iyi olduğunu göstermek için Euro 2012′yi bir fırsat olarak göreceğini düşünüyorum.

Röportaj: Mazlum Uluç / TFF Tam Saha Dergisi (01.06.2012)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.