TRABZON (AA) - Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde (KTÜ) "Uluslararası Güç Mücadelesi Odağında Karadeniz: Rusya-Ukrayna Savaşı" konulu panel gerçekleştirildi.

Osman Turan Kongre Merkezi'nde düzenlenen panelde konuşan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Türkiye'nin bulunduğu konum itibarıyla adeta yanan çemberin içerisinden atlayan bir aslan gibi olduğunu, hem çemberin içerisinden atlamasının hem de kendini yakmamasının kolay iş olmadığını söyledi.

Türkiye'nin etrafındaki 10 komşu ülkeden 8'inde son 25 yılda savaşların yaşandığına işaret eden Bağcı, "Türkiye, Romanya, Bulgaristan NATO üyesi. Peki Ukrayna ve Gürcistan NATO üyesi olursa ne olur? Rus'ların işi çok zor olur. Putin'in Ukrayna'ya saldırmasının ardında yatan temel nedenlerden biri de Karadeniz'deki hakimiyetin kalkmasından dolayı Rusya'nın dar bir alana sıkışma gerçekliğidir. Bütün jeopolitik ve jeostratejik tartışmalarda bu gibi hesaplamalar yapılır. Ukrayna ile Rusya arasındaki durumu batı savaş, Rusya ise halen operasyon olarak tanımlıyor." ifadesini kullandı.

-"Bu coğrafyada çok uyanık olmak zorundasınız"

Bağcı, barışın korunabilmesi için savaşa hazır olunması gerektiğini, bunun temel bir prensip olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"Ben bazen Alman ve Hollandalı arkadaşlara hayranlıkla bakıyorum. Düşünsenize bir sabah Almanya'da uyandınız bir tarafta İsviçre, bir tarafta Lüksemburg, Hollanda, Belçika, Fransa. Sorun yok. Peki biz uyandık her taraf ateş çemberi. Belanın en büyükleri burada. Radikali de, radikal olmayanı da, demokratı da, demokrat olmayanı da burada. Bu coğrafyada çok uyanık olmak zorundasınız. Türkiye'yi yönetecek gençlerin ileriye yönelik olarak uyuma lüksü yok. Gece nöbeti değil dünya nöbeti tutmalısınız. Bu coğrafya tehlikeli, tarihi ve komşularınızı bileceksiniz. Komşularınızla nasıl konuşacağınızı, onların akıllarını, düşünce biçimlerini bileceksiniz. Müzakereye oturduğunuz zaman eğer karşınızdakinin zayıflıklarını ve güçlü yönlerini bilirseniz müzakerelerden daha başarılı çıkabilirsiniz."

Ekonomisi güçlü olan devletlerin tamamının en fazla silaha yatırım yapan ülkeler olduğunu aktaran Bağcı, "Biz uzun yıllar hep başka ülkelerden silah almak zorunda kaldık. Son yıllarda Türk savunma sanayinde yapılan gelişmeler nedeniyle uluslararası alanda biz artık silah alan değil silah üreten ve satan ülke konumuna geldik. Bizim Afrika'da, Latin Amerika'da, Asya'da ürettiğimiz silahlar satılıyor." değerlendirmesinde bulundu.

-"Ara bulucu olmak bizim tarihsel sorumluluğumuz"

Prof. Dr. Bağcı, Türkiye'nin Rusya ve Ukrayna ile çok özel ilişkilere sahip olduğuna da değinerek, şunları kaydetti:

"Rusya, Ukrayna'yı öldürmek istemiyor ama kemiklerini kıracak, savunma sanayisini etkileyecek daha fazla müdahale etmeyecek. Biz Türkiye olarak Ukrayna ile özellikle savunma sanayinde çok önemli atılım yaptık. Jet motorları olmak üzere Türkiye bir çok teknoloji transferi yapıyor. Bizim Ukrayna ile gerçek anlamda sıfır sorunumuz var. Balıkçılık sorunumuz bile yok. Nüfus cüzdanınız ile gidip gelebiliyorsunuz. Böyle özel ilişkileri olan iki ülke ile onlar arasında ara bulucu olmak bizim tarihsel sorumluluğumuz. Onları birbirlerine kışkırtmak değil. Ekonomik, siyasi, felsefi ve ahlaki konularda yeni bir tartışma süreci başladı. Dünya ve Avrupa artık eskisi gibi olmayacak. Biz buna hazırlıklı olmalıyız. Siyasi, ekonomik, askeri, felsefi olarak hazırlıklı olmalıyız. Türkiye'nin özgül ağırlığı sosyal, siyasal, ekonomik, askeri ve diplomasi deneyimleri bu coğrafyada istikrarın devamı ve devamsızlığı konusunda çok büyük bir rol oynayacaktır. Biz artık köprü vazifesi gören bir ülke değiliz. Biz artık bir baraj gibi çatışmaların, sorunların engellendiği konumdayız."

- Cihat Yaycı: "Montrö geçiş rejiminin düzenlenmesi konusudur"

Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Başkanı emekli tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı da Montrö Sözleşmesi'ne ilişkin "Montrö olmasaydı boğazlar bizim olmazdı, boğazlar yol geçen hanı olurdu" gibi söylemlerin çok tehlikeli olduğunu söyledi.

Montrö sözleşmesinin bir geçiş rejimi sözleşmesi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yaycı, şöyle konuştu:

"1453'den 1774'e kadar boğazlardan Türklerin haricinde hiçbir gemi geçemedi. Karadeniz'de Türklerin dışında kimse ticaret yapamadı. 1774'de Osmanlı'nın donanması zayıfladı ve birtakım imtiyazlar. Zayıflamanın ötesinde devir de değişiyordu. İkili antlaşmalarla 1841'e kadar geçiş imtiyazları tanındı. 1936'ya kadar da çok taraflı anlaşmalarla boğazlardaki geçiş düzenlendi. Montrö tam anlamıyla geçiş rejiminin düzenlenmesi konusudur, egemenlik konusu değildir."

Paneli, Trabzon Valisi İsmail Ustaoğlu, KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı ile çok sayıda öğrenci takip etti.