Tarihin dili yazılanlardan çizilenlerden çok daha somut ve tarafsızdır ancak ona kulak vermekte, tarih yazmakta bilinç işidir, ahlak işidir. Tarihsel dönemlerde; Savaşlar olur, sınırlar değişir, insanlar kaybedilir,  düşman savrulur, özgürlük kazanılır. .  Ancak unutulmamalıdır ki tarihin en adil yanı, vicdan meselesidir yani ahlak işidir(!)

Fenerbahçe meselesi diye bir şey yoktur, tüm mesele ahlak işidir;

Hanemizde, okulumuzda, işimizde, askerliğimizde, kahvehanemizde, mahallemizde tanıdığımız sevdiğimiz insanların her biri farklı renklere, farklı armalara gönül vermiştir ki hangi takımı tuttuğunu asla insanlığından önceye koymamışızdır. Biz bu tanışıklıkların kazanımı dostlar ile aynı atmosferi paylaşıp, aynı sofrada ‘demlenmiş’, birimizin kederine diğerlerimiz ortak olmuşuz.    

Daha düne kadar babalarımız, omuzlarındaki farklı renkteki formalara – armalara aldanmadan statlarda omuz omuza maç izliyordu. Kulüp yöneticileri ne zaman ki birbirlerinin sözleşmeli oyuncularını kaçırmaya başladı, camialarca atılan her adım artık magazinsel boyutta bir haber değeri kazanmaya başladı.  Sponsorluk gelirleri artmaya başladığında; Öncelikle mahallede-sokakta sonrasında da statlarda bir oturulmamaya yani ayrışılmaya başlandı. Yayın gelirleri de işin içine girildiğinde, futbol ailesinin pastası o kadar büyümüştü ki  x bir camianın yöneticisi koltuğunu kaptırmamak ve muhalif taraftar seslerini kesmek için kendi gruplarını oluşturdu, para ile bunları besledi ve birlikteliğin huzurunda ki  taraftarlardan nice holiganlar yetişmeye başlandı. Yani kardeşim ‘Para büyüdükçe, ahlak küçüldü’


Camialar spor taraftarını kendi taraftarı haline döndürdüğünde yani süreç tamamlandığında artık her camianın kalabalığı değil etkin bir kitlesi vardı.. Yani siyasiler ve iş adamları için iyi bir yatırımdı(!) Boş durmadılar, değerlendirdiler ayrıştırılmalarımız gün geldi sandık yatırımı yapıldı gün geldi ihale/rant kapısı. Ancak bizlerden kalan bazı “bizler” hala sporu sadece bir birbirimize takılmak için araç görüyorduk.

Tarih ileriye sardıkça, ahlak geriye sarıyordu, adalet köreliyor, emek değersiz kılınmaya çalışılıyordu ve ekmek aslanın midesine kadar inmişti bile. İşte bu zor şartlarda sporun bütünleştiriciliğinden bahsetmek, ayrışmış camiaların varlığı gölgesinde, gülünç olmaktan da ziyade acınası bir hayal olur.  

Kimileri gülüyor – acınacak halimize;

Temmuz 2011 de ortaya çıkan telefon konuşmaları, şahıslar arasındaki illegal ilişkiler sporun ne hal aldığı hususunda gerçek taraftarları hiç şaşırtmamıştı. Zira bizler, özellikle de genç nesil,  sporun illegalitesine neredeyse her sohbette ‘pas’ atıyorduk. Ancak ortaya çıkanlar hepimiz için yani sporun tekrar spor olduğu dönemlere ulaşabilmemiz için koca bir aydınlanma ışığıydı, umuttu. Arınma başlayacak, kirli eller futbol başta olmak üzere tüm branşlardan elini çekecekti / çekmeye başlayacaktı.

Ancak ‘minareyi’ çalanlar kılıfını hazırlamış, tüzel kişiliği olan kurumlara adamlarını yerleştirmiş hatta daha önemli kurumlardan bile istedikleri bilgiyi çekebilecek örgütlenmeyi yapmıştı. Adalet bekleyenler adalete hesap verecek duruma sokulmuş ve o ülkenin Başbakanı tarafından da göz ardı edilmişti. Milyonlara ceza vermek olmaz, kişileri cezalandırıp, tüzel kişiliklere dokunmayacaksınız derken adaletten yoksunluğun, çalınan emeğimize göz yummak olduğunu düşünememişti. Yahut düşünmek sandığa yansır diye cesaret edememişti(!) 

Ben ve benim gibi düşünen, futbolda öncelikli rengimizin ahlak olduğuna inanan insanlar bu ülkede hukuk adına işlenen cinayetlerden dolayı artık bezgin, en acısı da kendi insanımızın, güçlünün hukukunu savunur durumda olması ve bu lekeyi camialarına sürenlere destek olur vaziyetteki söylem ve tutumlarına şahitlik etmemizdir. Bizlerin değil Fenerbahçe hiçbir kulübe bir kinimiz, nefretimiz yok, ancak bilinmesi gereken şu dur ki; Ahlaksızlığa göz yumanlara ve bu zemini hazırlayanlara KİN duygumuz mevcut.

Sonuç itibari ile  kendi ülkesinin adaletinden, kurumlarından, başbakanından umduğunu bulamayan bizler; ne yazık ki gözümüzü; Ülke sınırlarının ötesine yani FİFA ve UEFA’ya diktik.
Adaleti onlarda ararken, kendi vatanımızda “ahlakın” çöküşüne şahitlik etmekten utanıyoruz.

Adaletin bir gün hepimize ihtiyaç olacağını unutmayın. Ve bu toplumun ayrışmaması için, kendi camialarınızdaki pisliklere göz yummaktan vazgeçerek, onur ve ahlak için el ele verin.

Saygılarımla

Oktay Hilmi EVİN.