AMERİKA VE İSRAİL, MÜSLÜMAN KADINLARI “ÖLDÜREREK” ÖZGÜRLEŞTİRİYOR!

Geçtiğimiz günlerde bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü daha geride bıraktık.

Abone Ol

Modern dünyanın süslü cümlelerle, pembe kurdeleli mesajlarla ve içi boş "hak-hukuk" edebiyatıyla kutladığı bu gün, İslam coğrafyasının kanayan yaralarına, feryat eden analarına ve toprağa düşen kız çocuklarına bakıldığında koca bir ikiyüzlülükten, devasa bir tiyatrodan başka bir şey ifade etmiyor.

Batı’nın "özgürlük" vaadiyle ayak bastığı her karış toprakta, arkasında bıraktığı tek bir somut gerçek var: Parçalanmış kadın bedenleri, yetim kalmış çaresiz çocuklar ve iffeti çiğnenmiş bir nesil.

Görünen o ki, Batılı emperyalist güçlerin ve siyonist terör şebekesinin lugatında "Müslüman kadını özgürleştirmek", onu hayattan koparmakla, evini başına yıkmakla ve onu vatansız bırakmakla eşdeğer hale gelmiş durumda. Bu bir medeniyet götürme iddiası değil; bu, planlı, programlı ve sistematik bir kadın soykırımıdır.

BATI’NIN "DEMOKRASİ" YALANI VE IRAK’IN UTANÇ VESİKALARI

Tarihin tozlu raflarına değil, daha dün gibi taze olan hafızalarımıza bakalım. Amerikan gavuru Bush oğlu puşt, Irak’a "demokrasi ve özgürlük" getireceğini, diktatörlükten kadınları kurtaracağını iddia ederek o topraklara girdiğinde, ilk hedefi doğrudan İslam’ın kalesi olan aile yapısı ve o yapının direği olan kadındı. "Kadınları kurtaracağız" dedikleri Irak’ta, yüz binlerce Müslüman kadını Ebu Gureyb gibi toplama kamplarına doldurdular.

Sözde medeni Amerika, orada kadınlara yönelik toplu tecavüzleri, sistematik işkenceleri ve infazları birer psikolojik savaş stratejisi olarak kullandı. Bu sadece bir savaş suçu değil, alenen bir soykırımdı. Irak’ta özgürlük dedikleri şey; bir annenin evladının gözü önünde kirletilmesi ya da iffetini korumak için ölümü bir kurtuluş olarak görmesiydi. Bugün Irak’ın sokaklarında yükselen sessiz feryat, Batı’nın o kanlı "özgürlük" maskesinin en net, en çıplak kanıtıdır. Milyonlarca dul kadın, babasız çocuk ve harabeye dönmüş bir ülke...

İşte Amerika’nın zayıflarla dolu "kadın hakları" karnesi budur.

GAZZE’DE DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE TEKNOLOJİK KADIN KIYIMI

Bugün ise aynı kanlı senaryonun en vahşi, en teknolojik versiyonunu Gazze’de izliyoruz. Terörist Netanyahu ve gözü dönmüş siyonist ekibi, dünyanın canlı yayında, akıllı telefon ekranlarından izlediği bir soykırıma imza atıyor. Şu ana kadar 20 binden fazla Müslüman kadın; "gelişmiş teknoloji" ürünü, milyar dolarlık füzelerle evlerinde, sığınaklarda, hastane koridorlarında veya bir lokma ekmek sırasındayken katledildi.

İsrail’in o füzeleri sadece beton binaları yıkmıyor; İslam’ın geleceğini, neslini, şerefini ve bir medeniyetin taşıyıcı sütunlarını hedef alıyor. Batı dünyası ise bu devasa kadın kıyımına karşı "kendini savunma hakkı" masalını anlatmaya, katile silah taşımaya devam ediyor.

Eğer ölen kadın Müslümansa, Batı’nın "feminist" örgütleri, insan hakları konseyleri ve sözde özgürlükçü kalemleri aniden kör, sağır ve dilsiz kesiliyor. Gazze’de ölen her kadın, Batı’nın "insan hakları" maskesinin altına gizlediği o canavarca yüzünü bir kez daha deşifre ediyor.

LİBYA, SURİYE VE LÜBNAN İÇİN SİSTEMATİK COĞRAFYA TASFİYESİ

Libya’da, Suriye’de, Lübnan’da... İslam coğrafyasının hangi köşesine, hangi sokağına bakarsanız bakın, aynı sistematik Müslüman kadın soykırımını görürsünüz. "Arap Baharı" denilen o kanlı kışın en büyük faturasını yine Müslüman kadınlar ödedi. Evleri başlarına yıkılan, mülteci kamplarında insanlık dışı şartlarda yaşamaya mahkum edilen, denizin serin sularında evlatlarını kaybeden hep bizim kadınlarımız oldu.

Emperyalizmin enerji koridorları açmak, madenleri yağmalamak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için başlattığı her iç savaş, binlerce kadının hayatını kararttı. Suriye’de zindanlarda unutulan on binlerce kadın, Batı’nın özgürlük ajandasında tek bir satır yer bulamadı. Çünkü onların ölümü, emperyalizmin dişlilerinin dönmesi için gerekli birer basit "istatistik" olarak görüldü.

AFGANİSTAN VE AMERİKAN BESLEMESİ YAPILARIN İHANETİ

Afganistan örneği ise Batı’nın ikiyüzlülüğünün zirve noktasıdır. Yıllarca süren Amerikan işgali, Afgan kadınını güya özgürleştirecekti. Ancak işgal süresince kadınlar birer savaş ganimeti, birer denek veya Batı’nın propaganda malzemesi olarak kullanıldı. İşgal bittiğinde ise Amerika, bölgeyi kendi beslemesi olan, İslam ile uzaktan yakından alakası olmayan karanlık yapılara terk ederek kaçtı.

Bugün Afganistan’da kadınların eğitimden, sosyal hayattan, hatta nefes almaktan men edilmesi; aslında Amerika’nın bölge halkını cezalandırma yöntemidir. Amerika’nın elinin değdiği her yerde kadın, ya emperyalizmin vitrin süsü ya da karanlık ideolojilerin kölesi haline getirilmiştir. Amerika’nın "kurtardığı" kadın, ya toprağın altındadır ya da yaşayan bir ölüye dönüştürülmüştür.

İRAN’DA "KIZ ÇOCUĞU" SOYKIRIMI ÖZGÜRLÜK MÜ İNFAZ MI?

İran’da "Kadınlara özgürlük" sloganları atarak fitne ateşini körükleyen, sokakları ateşe veren aynı Amerika, tarihin her döneminde en büyük kadın düşmanı olduğunu kanıtlamıştır. Hatırlayın, savaşların ve müdahalelerin ilk günlerinde, daha ne olduğunu anlamadan yüzlerce kız çocuğu kasti olarak, bilerek, teknolojik silahlarla hedef alınarak katledildi.

Bu bir "rejim değişikliği" veya "demokrasi" mücadelesi değildir. Bu, İslam dünyasının demografik yapısını bozmaya yönelik, geleceğin annelerini yok etmeye odaklanmış bir kız çocuğu soykırımıdır. Amerika’nın derdi İranlı kadının saçı veya kıyafeti değil; Amerika’nın derdi, İslam’ın asaletini taşıyan her bir ferdin yok edilmesidir.

GERÇEK ÖZGÜRLÜK ANCAK ALLAH’IN ÇİZDİĞİ SINIRLARDADIR

Şunu artık kafalara kazımak, kalplere mühürlemek lazım: Müslüman kadın için gerçek özgürlük, yalnızca ve yalnızca doğru anlaşılan ve doğru uygulanan İslam’dadır. Beşeri sistemlerin kadını metalaştıran, onu bir reklam objesine çeviren veya modern köle haline getiren anlayışına karşı; Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.), kadına hiçbir sistemin veremeyeceği o yüce değeri Allah’ın çizdiği sınırlar dahilinde vermiştir.

İslam’da "sınırsız özgürlük" diye bir kavram yoktur. Çünkü sınırsızlık, nefsin esareti ve hayvani içgüdülerin köleliğidir. Sınırsız özgürlük vaadinin sonu; ahlaki çöküş, aile kurumunun yok olması, toplumsal sapıklık ve nihayetinde ebedi cehennemdir. İslam, hem erkeğe hem kadına belirli sorumluluklar ve sınırlar yükleyerek onları koruma altına almıştır. Allah (C.C.), insan fıtratına en uygun, en asil ve en huzurlu özgürlük çizgisini belirlemiştir. Bu ilahi ölçünün dışında kalan her vaat "tırı vırı"dır, koca bir yalandır.

KATİLDEN KURTARICI, ZALİMDEN DOST OLMAZ!

Amerikan gavurundan, İsrailli teröristlerden, Avrupa’nın sömürgeci başkentlerinden özgürlük medet ummak; celladından hayat iksiri beklemekle aynıdır. Onlardan gelecek "özgürlük", ya tecavüz edilerek ölmek ya da gelişmiş füzelerle parçalanmaktır.

Müslüman coğrafyasının kadınları, Batı’nın kirli modernizm tuzaklarına veya sahte "hak" söylemlerine kanarak değil; kendi öz değerlerine, iffetine ve İslam’ın sarsılmaz kalesine sımsıkı sarılarak özgürleşecektir. Bizim kalemimiz de söylemlerimiz de, bu büyük oyunu bozmak, bu küresel soykırımı dünyanın yüzüne çarpmak için vardır. Batı’nın "özgürleştirme" yalanı, Müslüman kadını hayattan ve onurundan koparma operasyonudur. Biz ise diyoruz ki: Müslüman kadının onuru, İslam’ın onurudur ve bu onur asla teslim edilmeyecektir!

Hakan MUHTAR

{ "vars": { "account": "G-39SSKFJRW0" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-JV1786CP4L" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }