Galibiyetin Gölgesindeki Gerçekler

Skor tabelası güldürdü ama asıl cevap bekleyen sorular hâlâ yerinde duruyor.

Abone Ol

Karadeniz derbileri sadece üç puandan ibaret değildir. Prestij, psikolojik üstünlük ve bölgesel rekabet bu maçların doğal parçasıdır. Bu yüzden Trabzonspor’un Samsun deplasmanında aldığı galibiyet, sevinci hak ettiği kadar; beraberinde bir muhasebeyi de zorunlu kılıyor. Çünkü skorun parlaklığı, çoğu zaman gölgede kalan gerçekleri görünmez kılar.

Sahada olgun, sabırlı ve planına sadık bir Trabzonspor vardı. Topa sahip olmayı amaç değil, araç olarak kullanan; oyunu doğru anlarda hızlandırıp doğru anlarda yavaşlatan bir akıl… İlk yarıda gelen golle birlikte maçın senaryosu Trabzonspor lehine yazıldı ve bu senaryo, kontrol elden bırakılmadan son düdüğe kadar taşındı.

Bu oyunun merkezinde ise Paul Onuachu yer aldı. Attığı iki gol tabelaya yansıyan kısım; asıl farkı yaratan ise savunmayı sürekli meşgul etmesi, stoperleri geriye yaslaması ve takım arkadaşlarına alan açmasıydı. Onuachu’nun ceza sahası içindeki soğukkanlılığı, Trabzonspor’un hücumda neden daha net bir kimlik kazandığını açıkça anlatıyor.

Onuachu’nun açtığı alandan en çok yararlanan ve bunu akıllıca kullanan isim ise Muçi oldu. Bu maçta adeta gerçek bir 10 numara gibi oynadı ve zaman zaman yüksek atletizm gerektiren, son derece başarılı koşular yaptı. İşin en güzel tarafı ise bu kadar enerji harcamasına rağmen maçın son dakikalarında doğru kararı verebilmesi ve akıl dolu pasını çıkarabilmesiydi; bu pasın penaltı ile ödüllendirilmesi, performansının doğal sonucuydu.

İkinci yarıda ev sahibi Samsunspor, risk alarak öne çıkmayı denedi. Ancak bu cesaret, savunma arkasında ciddi boşluklar bıraktı. Trabzonspor’un fark yarattığı nokta tam da burasıydı: Skor avantajına rağmen panik yapmayan, oyunu soğutmasını bilen ve rakibin açıklarını doğru zamanda cezalandıran bir disiplin. Son bölümde gelen goller, bu futbol aklının doğal sonucuydu.

Rakamların Fısıldadığı Gerçek

Topa sahip olma oranı Samsunspor lehine görünse de şut sayısı, isabet oranı ve beklenen gol değerleri Trabzonspor’un maçı oyunla kazandığını söylüyor:

  • Topa sahip olma: %52 – %48
  • Şut: 9 – 14
  • İsabetli şut: 3 – 7
  • Gol beklentisi: 0.84 – 2.31
  • Ceza sahasında topla buluşma: 15 – 26

Skorun tesadüf olmadığını bu rakamlar fısıldıyor; ancak yine de yüksek sesle sorulması gereken sorular var.

Birlik Olmadan Büyüme Olmaz

Ara transfer döneminde bariz eksiklere yeterli dokunuşların yapılamamış olması, galibiyet sevincinin arkasındaki ilk gölge. Daha da önemlisi, transfer gerçekleşmeden yapılan erken açıklamalar ve isimler üzerinden beklenti yaratılması; hem mevcut oyuncu grubunu hem de camiayı psikolojik olarak aşağı çekiyor. Transfer bitmeden konuşulan her isim, sahaya eksi yazıyor.

Tribünler ise bu gölgenin en ağır kısmı. İç saha maçlarında stadın büyük ölçüde boş kalması, skorla ya da fikstürle açıklanamaz. Eleştiri haktır; fakat boş koltuklar çözüm değildir. Trabzonspor tribünü, tarih boyunca zor zamanlarda takımı iten güç olmuştur. Gürültü azaldığında, gerçeğin daha net duyulduğu unutulmamalıdır.

Trabzonspor taraftarı, takımını yalnız bırakma lüksüne sahip değildir. Emek olmadan kazanç olmaz. Hem takım, hem Fatih Hoca hem de yönetim; hatalarına rağmen ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Buna karşın taraftarın takım için emek harcamaması kabul edilemez. Taraftar, takımdan güç alan değil; takıma güç veren unsur olmalıdır. Elbette eleştiri ve tepki olur, olmalıdır da; ancak saha içinde bu tepkilerin dozunun takımın performansını olumsuz etkilemeyecek şekilde ayarlanması gerekir.

Teknik adam cephesinde de iletişimin gücü artık en az taktik kadar belirleyici hâle gelmiş durumda. Fatih Tekke’nin sahada ne yaptığını bilen, doğru organizasyonlar kuran ve oyuna dair net bir fikri olan bir takımı var. Ancak modern futbolda yalnızca doğruyu yapmak yetmiyor; bu doğruların oyuncuya, tribüne ve kamuoyuna nasıl anlatıldığı da büyük önem taşıyor. Bu emeğin gerçek karşılığını bulabilmesi için verilen mesajların daha pozitif, daha cesur ve oyuncuların arkasında net biçimde durulduğunu hissettiren bir tona kavuşması gerekiyor. Çünkü futbolcu, sahaya sadece taktikle değil, özgüvenle çıkar. Sürekli savunma refleksiyle yapılan açıklamalar, farkında olmadan bu özgüveni törpüleyebiliyor. Karamsarlık değil; hataları kabul eden ama geleceğe dair umut aşılayan, gerçekçi ama cesur bir dil, bu takımın ihtiyaç duyduğu ruhu besler. Trabzonspor’un yeniden ayağa kalkma hikâyesi, saha kenarından yükselecek bu güçlü sesle çok daha inandırıcı hâle gelir.

Son Söz

Evet, Trabzonspor kazandı. Ama galibiyetin gölgesinde kalan gerçekler hâlâ orada duruyor. Büyük kulüpler sadece kaybettiklerinde değil, kazandıkları günlerde de kendileriyle yüzleşebilen kulüplerdir. Skor sevindirir; özeleştiri büyütür. Bu camia ne zaman birlikte düşünmeyi başardıysa, o zaman gerçekten yol aldı.

Bugün de ihtiyaç duyulan tam olarak budur. Fatih Hoca, yönetim, başkan ve özellikle Trabzonspor taraftarı; gerçek anlamda bir özeleştiri yapmalı ve bunu tüm unsurlarla açık biçimde paylaşarak birlik mesajları vermelidir. Bu camianın yeniden güç kazanmasının yolu, hataları yok saymaktan değil; onları cesaretle kabul edip ortak bir akılla telafi etmeye çalışmaktan geçer. Ayrıştıran değil birleştiren, suçlayan değil sorumluluk alan bir dil benimsendiği sürece Trabzonspor’un ayağa kalkmaması için hiçbir sebep yoktur.

{ "vars": { "account": "G-39SSKFJRW0" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-JV1786CP4L" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }