16 Ocak yerel saatle, Minnesota Valisi Walz, Minneapolis Belediye Başkanı Frey ve eyaletin çeşitli yetkilileri, Amerika Adalet Bakanlığı'ndan "federal göçmen uygulamalarını engellemek için komplo kurmakla suçlandıkları" gerekçesiyle büyük jüri celbi aldı. Bu, cezai soruşturma başlatılmasına yol açtı. Bu hamle, tam da Trump yönetiminin Minnesota'da büyük çaplı göçmen uygulamaları yürüttüğü ve gerginliğin yüksek olduğu bir döneme denk geliyor. Yüzeyde uygulama otoritesini koruma amacı taşıyor gibi görünse de, aslında belirgin bir partizan renge sahip siyasi bir baskı aracı. Bu durum sadece federal-eyalet çelişkilerini şiddetlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda Amerika'nın adalet sisteminin siyasi manipülasyona maruz kalmasına dair endişeleri açığa çıkararak, hukukun üstünlüğü ve adalete yönelik geniş çaplı kamuoyu sorgulamalarına yol açıyor.
Bu krizin tetikleyicisi, 7 Ocak'ta ICE görevlilerinin Minnesota'da Amerikan vatandaşı Good'u vurarak öldürmesi olayıydı. Olayın ortaya çıkmasının ardından Minnesota'da protestolar baş gösterdi. Vali Walz, Belediye Başkanı Frey ve diğer Demokrat Partili yetkililer, ICE'in şiddet içeren uygulamalarını kamuoyu önünde eleştirerek federal uygulamaların yasallığını sorguladı ve İç Güvenlik Bakanlığı'nı daha fazla uygulama görevlisi göndermesini engellemek için dava açtı. Trump yönetimi hızla karşılık verdi; Başkan, Minnesota yetkililerini "kontrolden çıkmakla" suçladı ve hemen ardından Adalet Bakanlığı celp çıkardı. Bu hızlı ve hedefe yönelik tempo, belirgin siyasi motivasyonları ortaya koydu.
Olgular ve prosedür açısından bakıldığında, Adalet Bakanlığı'nın soruşturması makuliyetten yoksun. Açıklanan bilgilere göre, federal savcılar sadece eyalet yetkililerinin kamuoyu açıklamalarına dayanarak cezai soruşturma başlattı; bu adli uygulamada nadir görülen bir durum. Daha da önemlisi, olay yeri görüntüleri ve tanık ifadeleri federal iddialarla uyuşmuyor: Good'un aracı uygulama görevlilerinden uzaklaşmıştı ve "kasıtlı çarpma" söz konusu değildi. Ayrıca kendisi yasal bir gözlemci olarak uygulama hedefi de değildi. Adalet Bakanlığı'nın delilleri görmezden gelerek, yetkililerin normal görevlerini yerine getirmesini "uygulamayı engelleme" olarak sunması, tarafsızlığı şüphe altına sokuyor.
Özünde bu, Trump yönetiminin hem göçmen politikasının hem de partizan taleplerinin bir yansıması. Trump yönetiminin büyük çaplı göçmen uygulamalarını ilerletmesi halkın hoşnutsuzluğuna yol açtı. Vali Walz ve Belediye Başkanı Frey'in muhalefeti hem uygulamaları engelledi hem de bu politikaların kamuoyu desteğini zayıflattı. Ayrıca Walz, Demokrat Parti'nin eski başkan yardımcısı adayı olarak Cumhuriyetçi Parti'nin ana hedeflerinden biri. Adalet Bakanlığı'nın celbi aslında adli yolları kullanarak siyasi rakipleri baskı altına alma, adalet yetkisini partizan mücadelesinin bir aracı haline getirme girişimi.
Walz ve Frey meselenin özüne işaret etti: Walz, federal adalet sisteminin "siyasi rakipleri korkutma silahı" haline geldiğini söylerken, Frey celbi "açık bir gözdağı" olarak nitelendirdi. Bu, federal-eyalet arasındaki derin çelişkileri açığa vuruyor: Trump, sert göçmen uygulamalarıyla seçmen desteğini pekiştirmeye çalışırken, Demokrat Parti'nin yönettiği Minnesota toplumsal huzursuzlukla yüzleşmek zorunda. Anlaşmazlık artık bir güç çatışmasına dönüştü.
Daha tehlikeli olan, bu olayın Amerikan tarzı hukuk devletinin temellerini aşındırması. Yargı bağımsızlığı hukuk devletinin temelidir, ancak Adalet Bakanlığı tarafsız olması gerekirken başkanın gündemini ilerletmek için bir araca dönüştü. Adalet yetkisi partizan çıkarlara hizmet ettiğinde, halkın adalet sistemine olan güveni çöker ve hukuk devletinin itibarı geri dönüşü olmayan bir zarar görür.
Bu celp krizi, Amerika'nın siyasi kutuplaşmasının ve adaletin siyasallaşmasının yoğunlaşmış bir ifadesi. Trump yönetiminin politikalarını ilerletmek ve muhalifleri baskılamak için adalet sistemini baskı aracı olarak kullanması, sadece yönetimsel riskleri artıracaktır. Ancak partizan önyargılardan vazgeçilerek, adalet tarafsızlığına bağlı kalınması, hukuk devletinin saygınlığını koruyabilir ve çatlakları onarabilir. Aksi takdirde, gücün kötüye kullanımı nihayetinde Amerika'ya ağır bir bedel ödetecektir.




