“SÖZ KONUSU OLAN VATANDI”

Konuşmasında Çanakkale Savaşları’na katılan çok sayıda öğrencinin şehit olduğunu dile getiren Öksüz, “1915’te Çanakkale’de vücudunu dünyanın en büyük zırhlılarına siper etmiş olan Mehmetçik bir yandan İstanbul’u savunurken, bir yandan da Trabzon’u savunuyordu. Çünkü, Çanakkale demek, Trabzon demek, İstanbul demek, Diyarbakır demekti. Kısacası vatan demekti… Orada bir vatan savunması yapılmıştır ve o topraklar şehit kanlarıyla, gözyaşlarıyla yoğrularak vatan haline getirilmiştir. Bugün bizim oyun havası olarak değerlendirmekte olduğumuz ‘15’li Türküsü’ bir oyun havası değil, bir ağıttı. Cepheye koşan, gözünü kırpmadan şehit olmayı hesap eden Mehmetçiğin adıdır o… Genç kızların, gelinlerin ağıtıdır. Cepheye giden Mehmetçiğin dönememesinin hikâyesidir. Orada 1315 doğumlular eski takvimle ifade ediliyor. Yani 1897’de doğmuş olanlardan bahsediliyor.  O yıl sadece Trabzon Lisesi değil, pek çok eğitim kurumu mezun veremedi. Çünkü söz konusu olan vatandı. Onu savunmak için herkes yapabilecek olduğu her türlü fedakârlığı yapıyordu.” diye konuştu.

“BAŞIMIZ DİK DURUYORUZ”

Çanakkale Savaşları için İstiklâl Harbi’nin önsüzü benzetmesini yapan Öksüz, şöyle konuştu: “Çanakkale Savaşları aynı zamanda subaylar savaşıdır. Darülfünun’da, idadiler, sultanilerde okuyanların büyük bir kısmı cepheye koştular. Bunların büyük bir kısmı geri dönemedi. O nedenle cumhuriyet kurulduğunda orada kaybedilen o nesli cumhuriyet çok aradı. Çünkü yetişmiş insanını, yetişmekte olan insanını kaybetti. Eğer onlar o günde bu fedakârlığı göze alamamış olsalardı, biz bugün bağımsız ve müreffeh olamazdık. O nedenle Çanakkale Savaşları’nı değerlendirirken, biz bu savaşların İstiklâl Harbi’nin önsözü olduğunu söyleriz. Orada çökmekte olan bir imparatorluğun bünyesinde hâlâ kahraman bir ulusun var olduğu görüldü. Ona itimat edilerek 1919’da ‘Ya istiklâl ya ölüm’ parolasıyla yeniden başlanıldı. Bugün o mücadelenin ürünü olarak bu coğrafyada başımız dik olarak duruyoruz ve pek çok oyunu da bozuyoruz. Emperyalizmin yenileceğini, tek dişi kalmış canavarın da yok edilebileceğini Mehmetçik ve ona emir veren Mustafa Kemal, Fevzi Paşa gibi komutanlar, kahramanlar göstermiştir. O nedenle Çanakkale sadece bir mevki savaşı değildir, küçücük bir kara parçası üstünde bir yılı aşkın bir mücadele var.”

“DÜŞMAN DONANMASININ YÜZDE 35’İ YOK EDİLDİ”

Nusret Mayın gemisinin Çanakkale Savaşları’ndaki fonksiyonuna değinen Öksüz, “18 Mart 1915 günü çok büyük donanmayla o boğaza yüklenildi. Milli şairimiz Mehmet Akif ne diyordu: “Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor, dördü, beşi…” Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip olan İngiltere, donanmasının en güçlü denizaltılarını, gemilerini ve zırhlılarını boğaza sürdü. Arkasında destek kuvveti olarak Fransızlar vardı. Sadece 9 saat içinde bu gemilerin yüzde 35’ü yok edilerek geri çekilmek zorunda bırakıldı. Tophaneli İsmail Hakkı Bey Nusret Mayın Gemisini Tophane limanına götürerek 26 mayın döşedi. Ve orada kalp krizi geçirerek şehit oldu. Onun döşemiş olduğu mayınlar bir devir açar, bir devir kapatır. Kapatılan devir emperyalizmdir. Tek dişi kalmış canavarın da yenilebileceğini, yıkılabileceğini gösterir. İslâm dünyasının ve onun arkasındaki milletlerin de hürriyetine kavuşabileceğinin işareti olarak o 26 mayın çok şeyi değiştirdi.” ifadelerine yer verdi.

“ANADOLU VE ASYA DİRENDİ”

Çanakkale Savaşları’nı Doğu ile Batı’nın her dönemde var olan mücadelesinin bir sonucu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hikmet Öksüz, “Çanakkale Savaşları iki aşamalıdır. Birincisi deniz savaşları, ikincisi kara savaşlarıdır. Kara muharebeleri de tam 9 ay 16 gün sürmüştür. Biz tarihe bakarak bundan şuur alıp ileriye bakmalıyız. 1915 Agamemmon zırhlısı Gazi Süleyman Paşa ile Namık Kemal’in mezarını hedef olarak seçer.  Türkleri bu topraklara yerleştirenlere ve Türklere bir meydan okumadır bu… İngiliz ve Fransızlar Çanakkale’ye yüklenirken yeni Haçlı ruhuyla geldiklerini ifade ediyorlardı. Yunan mitolojisinde Miken krallığının önemli komutanlarından Truva Savaşları’nda Anadolu’yu işgale gelen komutanın adını taşıyordu. Yani Doğu ile Batı çatışma halindedir. Fatih İstanbul’u fethettiğinde nasıl Hektor’un öcünü aldım dediyse, Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal de zaferin kazanılmasından sonra Hektor’un öcü alındı demiştir. Yani Asya’nın direnişi, Anadolu’nun direnişi bir kez daha hesap sordu ve sonuç aldı. Onun için tarihe mukayeseli bakmak lazım.” dedi.

“TÜRK MİLLETİNİN ASALETİNİN YANSIMASI”

Konuşmasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Anzak askerlerinin annelerine yönelik sözlerini hatırlatan Öksüz, “Muharebelerde Türk tarafının tam 213 bin zayiatı var. Askeri terminolojide şehit, yaralı, kayıp ve zayiat kapsamında yer alır. Burada 101 bin şehit var. Gerisi cephe gerisindeki insanları ihtiva eder. Karşı tarafın da kayıpları bir o kadardır. İngilizler buraya Yeni dünyadan Avustralya’dan, Yeni Zelanda’dan askerler getirdiler. Bunları pek çoğu Anzak Koyu’nda hayatını kaybetti. Atatürk’ün düşman askerleri için “1934 yılında Anzak Koyu’nda şafak ayini yapıp askerlerini anan annelere Anafartalar komutanı, İstiklâl Harbi’nin komutanı Mustafa Kemal’in çok önemli bir mesajı gönderilir. Der ki, uzak diyarlardan buraya evlatlarını anmak için gelen anneler gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bu topraklarda Mehmetçikle yan yana yatmaktadır. Artık onlar bizim de evladımızdır. Düşünsenize düşman askerleriyle savaşmış bir komutan düşman askerleri için böyle diyor. Bu Türk milletine mahsus bir asalet yansımasıdır. Ve bu milletin genlerinde olan barışçıl, hümanist bir duygunun dışa vurumudur. Çünkü biz bu toprakları sadece alperenlerle fethedip vatan haline getirmedik. Mevlana’yla, Yunus Emre’yle yoğurup bir medeni diyar haline getirerek, bu hümanist duygularla evrene mesaj saldık. Bunun için tarihimize iyi bakmamız lazım.” cümlelerine yer verdi.

“HANGİ BEDELLERİN ÖDENDİĞÎNİ BİLMEMİZ LAZIM”

Çanakkale Zaferi için ilk abidenin 1935’te gidildiğini, ikinci büyük abidenin ise çok geç bir tarihte 45 yıl sonra 1960’ta dikildiğini ifade eden Öksüz, “Maalesef, Çanakkale’de bu kadar büyük bir kahramanlık gösteren Mehmetçik için biz uzun yıllar o kahramanlığı anacak, somutlaştıracak bir abide dikemedik oraya. İlk abideyi 1935’te diktik. Dört sütunlu kaideyi ancak 1960’ta, muharebelerden 45 yıl sonra yapabildik. Çanakkale’de bu millet ayakta durmayı, var olmayı bütün dünyaya göstermiştir. Bunu Mehmetçik yapmıştır. Bugün 57 İslâm ülkesi bağımsızsa bunda Çanakkale’nin payı vardır. Çünkü 1915’te hiçbiri bağımsız değildi, sömürgeydi. Büyük çoğunluğu İngiliz sömürgesiydi. Asya’da ve Afrika’daki büyük uyanış Mehmetçiğin bozmuş olduğu oyun sayesindedir. Dolayısıyla Çanakkale’ye İslâm dünyası ve Asya kıtasının da bu gözle bakması lazım. Mehmetçiğin 1915’teki kahramanlığını iyi idrak etmek ve bu topraklarda yaşamak için hangi bedellerin ödendiğini hem anlamamız hem de aktarmamız lazım. Savaş ancak maneviyatla kazanılır. Eğer psikolojiniz güçlü değilse savaşı kazanamazsınız. İşte Çanakkale’de maddiyata karşı maneviyat kazandı. Çokluğa karşı azlık kazandı. Varlığa karşı yokluk kazandı. Bu vatanı kurtaranlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Hepsini bir kez daha rahmetle, minnetle anıyorum.” şeklinde konuştu.

Konferansın son bölümünde Ortahisar Belediye Başkan Vekili Ahmet Yüksel Gülay, Prof. Dr. Hikmet Öksüz’e plaket takdim etti.