Cumhuriyet’in Sayesinde Arkasına Saklanılan Liyakatsizlik ve Bir Bilim Kadınının Tasfiyesi
Siyasetin tozlu kürsüleri, son günlerde yine büyük sözlerin, "sert" çıkışların ve ustaca kurgulanmış bir tiyatronun sahnesi haline geldi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın’a yüklenirken aslında tam da sistemin istediği o güvenli limanda demir atıyor. Görünürde kavga var, görünürde ideolojik bir çarpışma var ama derinde, o karanlık suyun altında asıl gerçekler ve kurban edilen hayatlar gizleniyor.
Dervişoğlu, Ali Yalçın’ın Tokat’ın bir köyünden çıkıp bugün bulunduğu makama gelmesini "Cumhuriyet sayesinde" diyerek açıklarken, aslında devasa bir yalanın üstünü örtüyor. Mesele, bir köylü çocuğunun yükselmesi değildir; mesele, bu yükselişin hangi torpil mekanizmalarıyla, kimlerin eliyle ve hangi liyakatli isimlerin omuzlarına basılarak gerçekleştiğidir.
BİLİMİN VE ADALETİN SÜRGÜNÜ: BALIKESİR’DE BİR KADIN ÖĞRETMEN
Sayın Dervişoğlu’nun kürsüden savurduğu hamasi nutukların ulaşmadığı, ulaşmak istemediği bir yer var: Balıkesir. Orada, sınavları kazanmış, mülakatlardan alnının akıyla çıkmış, liyakat sahibi bir kadın bilim öğretmeni var. Bu öğretmen, sadece bir okulda müdür yardımcısı olmak istediği için sistemin dişlileri arasında ezilmeye çalışıldı.
Eğer bu ülkede Cumhuriyet sayesinde liyakat geçerli olsaydı, o matematik öğretmeni bugün Bilim ve Sanat Merkezi’nde (BİLSEM) ülkenin dahi çocuklarına hem de müdür yardımcısı olarak ders veriyor olurdu.
Ama gerçek ne? Gerçek; suikast girişimi, bitmek bilmeyen soruşturmalar, üst üste yığılan cezalar ve nihayetinde doğduğu-büyüdüğü şehirden kovulurcasına gönderilen bir sürgün.
Bu kadın öğretmen, sadece işini yapmak istedi. Ancak torpilciler ve mobbing odakları için liyakat, en büyük tehdittir.
Bilim kadınına uygulanan bu sistematik şiddet, sadece fiziksel veya bilişsel değil, aynı zamanda mesleki bir suikasttır. Çünkü kadrolu olarak çalıştığı BİLSEM öğretmenliği, torpilli eller tarafından adeta gasp edilip yüksek hizmet puanı ve kazanmış olduğu tüm ödüllerine rağmen norm fazlası konumuna düşürüldü.
DESTEK EĞİTİM YALANI VE KADINA ŞİDDETİN BÜROKRATİK KILIFI
Sistem öyle bir bataklık yaratmış ki, uzmanlığı “matematik bilimi” olan bir eğitimciyi, branşı olmadığı halde "destek eğitim öğretmeni" olarak görevlendirip mobbingin en ağırını yaşatıyorlar.
Bir tarafta hiçbir vasfı olmadan devasa sendikaların başına çöreklenenler, diğer tarafta öğrencilerine matematik dersi vermesi bile engellenen bir bilim kadını...
Daha da acısı şudur: Bu öğretmen, soruşturma esnasında kadına yönelik şiddete ve zorbalığa maruz kaldığında, can güvenliği için polis koruması talebinde bulunduğunda dahi devletin bazı mekanizmaları suçlunun yanında durmuştur. Muhakkikler fail/failler hakkında kıllarını bile kıpırdatmazken, darp edilen ve tehdit edilen öğretmene ise ceza yağdırmaya devam etmiştir.
Gittiği sürgün şehrinde açıktan “ölümle tehdit edilen” bir kadından bahsediyoruz!
Sayın Müsavat Dervişoğlu, sen kürsüden "Cumhuriyet" derken, bu Cumhuriyet’in yetiştirdiği onurlu bir bilim kadınının hakları torpil baronları tarafından çiğnenirken neredeydin?
TORPİL ÜLKESİNDE LİYAKAT MASALLARI
Soruyoruz:
“Bu ülkede kim, gerçekten liyakatiyle bir yere gelmiştir?”
Ali Yalçın’ın yükselişini "Cumhuriyet mucizesi" gibi pazarlayan Dervişoğlu, bu yükselişin arkasındaki cemaat-siyaset-sendika üçgenini neden görmezden geliyor?
Asıl gizlenen gerçek, o koltukların emekle değil, sadakatle ve torpille doldurulduğudur.
Eğer Cumhuriyet sayesinde koruduğunuz bir liyakat gerçekten var olsaydı, Balıkesir’deki o bilim kadını bugün baş tacı edilirdi. Onun bilimsel projeleri engellenmez, kariyeri gasp edilmez, canına kastedilmezdi.
Dervişoğlu’nun yaptığı, torpil sisteminin çürümüşlüğünü sert sözlerle makyajlamaktan başka bir şey değildir.
TİYATROYU BIRAKIN, GERÇEKLERE BAKIN
Sayın Dervişoğlu, kürsü bir oyun alanı değil, milletin dertlerinin haykırıldığı yer olmalıdır. Sahte kavgalarla, danışıklı dövüşlerle halkı oyalamayı bırakın!
Bir bilim kadınının hayatı karartılırken, emeği çalınırken ve o kadın devletin içinde bir yapılanma tarafından düpedüz yok sayılırken susuyorsanız, sizin milliyetçiliğiniz de cumhuriyetçiliğiniz de bir tiyatro oyunundan ibarettir.
Balıkesir’den yükselen bu feryat, aslında Türkiye’nin özetidir. Torpilin olduğu yerde bilim olmaz; mobbingin olduğu yerde eğitim olmaz; kadına şiddetin devlet eliyle cezasız bırakıldığı yerde ise adalet olmaz.
Manşeti tekrar atıyoruz:
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU’NDAN TİYATRO OYUNU!
Halk, artık figüran olmak istemiyor. Gasp edilen haklarını, sürgün edilen öğretmenlerini ve çalınan geleceklerini geri istiyor.
Gerçekleri gizleyerek değil, o gerçeklerin üzerine giderek siyaset yapılır. Aksi halde, o kürsüden dökülen her kelime, haksızlığa uğrayan o bilim kadınının ahında boğulacaktır.
Sayın Müsavat Dervişoğlu, yoksa siyonistler mi Türk çocuklarına kadın bilim öğretmeninden matematik dersi verilmesini engelliyor?
Bu mobbing ve torpil üçgenin arkasında siyonizme hizmet edenler mi var?
Hakan MUHTAR