Öyle bir zamana denk geldik ki, artık nefes almak değil, paylaşım yapmak dahi suç, düşünmek dahi yasak hale geldi.

Kaçıncı defa X (Twitter) hesabım kapanıyor, inanın ben dahi sayısını unuttum. Kimlerin talimatıyla, hangi karanlık odakların emriyle bu operasyonlar yapılıyorsa; kalemimi susturmaya çalışanların da Allah belasını versin!

Hakaret yok, küfür yok, iftira yok… Bakıyorsunuz adamlar sabahtan akşama kadar ağız dolusu küfrediyor, İsrail’e güya sayıp sövüyor, her türlü provokasyonu yapıyor ama onlara dokunan yok. Biz gerçekleri yazdığımızda, terörist Netanyahu’ya, modern zamanın firavunlarına "dur" dediğimizde anında "Şüpheli hesap, insan olduğunu doğrula" uyarısı geliyor. Yahu, asıl siz ve sizin gibiler acaba insan mısınız ki ben size insanlığımı kanıtlayayım?

Hadi diyorum, insanlık yine bende kalsın, doğrulama yapıyorum; sonuç: "Hesabınız kalıcı olarak kapatılmıştır." Sebep? Yok. Gerekçe? Belirsiz. Çünkü ortada çok net bir "İTLİK" dönüyor!

MEB’DEKİ TORPİL ÇARKINA KİM DUR DİYECEK?

Diğer bir hesabımın kapanma mevzusu ise Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve o malum torpil sistemi…

Şimdi soruyorum: Milli Eğitim Bakanlığı’nda torpil yok mu? Bal gibi var! Kadın öğretmene bilerek, isteyerek, kasti olarak mobbing ve şiddet uygulanmıyor mu? Hem de dik alası uygulanıyor!

Sayın Yusuf Tekin, bu duruma bilerek sessiz kalarak adeta "üç maymunu" oynuyor. Müslümanların köküne kibrit suyu dökmeye ant içmiş terörist devlet İsrail’e karşı ağzımızı açmayalım, torpilli birileri koltuk kapacak diye bilim kadını olan bir öğretmenin kariyeri çalınsın, üstüne bir de sürgün edilsin... Biz de susalım öyle mi? Hak, hukuk, adalet demeyelim mi?

KÖLE RUHLU DEĞİLİZ, KUNTA KİNTE HİÇ DEĞİLİZ!

Birileri kendine göre bir "efendi-köle" ilişkisi kurmuş ama herkesi köle ruhlu sanmasınlar. Bu topraklarda Kunta Kinte’ler bitmez! Herkesin ensesine vurup elinden ekmeğini, emeğini, kariyerini almak öyle kolay değil. Birileri çıkıp "Bu makam benim hakkımdı, ben buraya alın terimle geldim" dediği an, korkudan ancak sosyal medya hesaplarını kapatıyorsunuz.

Torpil yaparken, kadın öğretmene mobbing adı altında zorbalık uygularken, soruşturma üstüne soruşturma açıp insanları şehrinden bile kovarken gayet "delikanlısınız". Peki, bunlar yazılınca neden korkuyorsunuz? Neden sansürün arkasına saklanıyorsunuz? İstiyorsunuz ki bu ülke bir krallık olsun, hakkı yenen sussun, boyun eğsin. Siz efendi olun, karşınızdakilerse hep köle… Madem öyle, çıkın delikanlı gibi krallığınızı ilan edin de bilelim!

DANIŞIKLI DÖVÜŞ TİYATROSU

İşin en acı boyutu ne biliyor musunuz? Sosyal medyada kimin eleştiri yapacağı, kimin yalakalık yapacağı, kimin "muhalif" görünüp aslında kime hizmet edeceği önceden belirlenmiş. Ortada muazzam bir danışıklı dövüş oyunu dönüyor. Koskoca bir halk, çok iyi kurgulanmış bir tiyatroya mahkûm edilmiş durumda.

O kurgulanmış isimler yeri gelir ağzına geleni söyler, alkış alır, takipçi katlar; onların hesabı asla kapanmaz! Yeri gelir destek verirler, yine takipçi artırırlar. İpin ucu birilerinin elinde; istediğini serbest bırakıyor, istediğini yasaklıyor. Sonra da kendi hesaplarından "laylaylom" paylaşımlar yapıp adına da "demokrasi" diyorlar.

Bana Twitter hesabı lazım değil. Allah’a şükür gazete köşe yazarıyım, yazılarım her mecrada okuyucuyla buluşuyor. Ama mesele bu değil; mesele bizi "kekleyen", kurt-kuzu hikayesiyle oyalayanların ta kendisidir! Maskeleriniz düşene kadar yazmaya, gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz.

Hakan MUHTAR