Savunma bir sınır çizgisinden ibaret değildir. Savunma, bir zihniyettir. Savunma, bir coğrafyanın kader birliğidir. Savunma, parçalanmış haritalara rağmen ortak bir geleceğe sahip olmanın bilincidir.
Tarih bize defalarca şunu gösterdi: Bir ülke düştüğünde konu sadece o ülke değildir. Bir başkent yıkıldığında, bir sonraki başkentin adı artık fısıltıyla konuşulmaya başlar. Çünkü güç, boşluk tanımaz. Güç, daima ilerler.
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Bu söz, askeri bir taktikten öte bir stratejik zihniyet devrimidir. Savunmanın düz bir çizgide değil, geniş bir alanda; bir mevzide değil, bir medeniyet havzasında yapılması gerektiğini söyler.
Bugün de mesele aynı.
PARÇALANMIŞ GÜVENLİĞİN BEDELİ
Son yirmi yılın haritasına bir bakın. Devletler zayıfladı, sınırlar delindi, toplumlar kutuplaştı, ekonomiler çöktü. Her müdahale “istikrar” vaadiyle başladı; sonuç ise daha büyük istikrarsızlık oldu.
Irak’ta başlayan süreç, bölgesel güç dengesini altüst etti. Libya’da çöken düzen, Akdeniz’in güvenliğini sarstı. Suriye’deki iç savaş, milyonları yerinden etti. Lübnan ekonomik çöküşün eşiğine sürüklendi. Filistin’de süregelen trajedi ise artık bölgesel bir vicdan sınavı olmaktan çıkıp küresel çapta jeopolitik bir kırılma noktası haline geldi.
Bu tablo bir tesadüf değildir. Bu tablo, bölgesel savunma mimarisinin olmamasının bir sonucudur.
Bu süreç boyunca hemen her ülke kendi başına ayakta kalmaya çalıştı. Her biri kendi güvenliğini kendi sınırında savunabileceğini sandı. Oysa modern jeopolitik çağda sınır, artık fiziki bir çizgi değildir. Siber uzayda, enerji hatlarında, deniz ticaret yollarında, finans sistemlerinde ve kamuoyu algısında başlar savaş.
Savunma sadece sınırda değil, sistemlerin tamamında başlar.
COĞRAFİ DAYANIŞMA, STRATEJİK GÜÇ
Bir coğrafya ya birlikte yenilmez bir güç olur ya da düşman tarafından tek tek zayıflatılır.
Coğrafi dayanışma romantik bir slogan değildir. Bu, askeri-stratejik bir zorunluluktur. Ortak tehdit algısı olmayan bir bölge, dış aktörlerin rekabet alanına dönüşür. Ortak savunma planı olmayan bir bölge, vekâlet savaşlarının sahasına çevrilir.
Stratejik güç üç temel üzerine inşa edilir:
1. Ortak tehdit tanımı,
2. Entegre savunma planlaması,
3. Caydırıcılık kapasitesi.
Eğer ülkeler tehdit algısında birleşemezse, biri için kriz olan durum diğerinin gündeminde yer bulmaz ise bu parçalanmışlık, dış müdahaleyi kolaylaştırır.
Gerçek güç ise kuvvetli bir koordinasyondur.
ASKERİ ENTEGRASYON CAYDIRICILIĞIN ANAHTARIDIR
Bölgesel bir savunma vizyonu, öncelikle askeri entegrasyonu gerektirir. Bu ne demektir?
* Ortak tatbikatlar,
* Ortak komuta-planlama merkezleri,
* Hava savunma ağlarının entegrasyonu,
* İstihbarat paylaşım mekanizmalarının kurumsallaştırılması,
* Savunma sanayinde ortak üretim ve teknoloji transferi.
Tek başına güçlü olmak yetmez. Birlikte caydırıcı kapasitede olmak gerekir.
Modern savaş konseptleri hibrittir. Siber saldırılar, enerji kesintileri, dezenformasyon kampanyaları, ekonomik yaptırımlar… Artık tankların ilerlemesi kadar veri akışı da belirleyicidir.
Eğer bölgesel bir siber savunma ağı kurulmazsa, ekonomik güvenlik sağlanamaz. Eğer enerji hatları hep birlikte korunmazsa, siyasi bağımsızlık zedelenir.
Caydırıcılık, sadece silah sayısıyla ölçülmez. Kararlılık, koordinasyon ve kapasite birlikteliğiyle ölçülür.
STRATEJİK DERİNLİK VE ORTAK AKIL
Bir ülkenin güvenliği, komşusunun istikrarından bağımsız değildir. Çöken her devlet, komşularına güvenlik maliyeti üretir. Göç dalgaları, terör ağları, silah kaçakçılığı, ekonomik sarsıntılar…
Hepsi de sınır tanımaz.
Bu nedenle “Benim ülkem güvenli” demek artık yeterli değildir. Soru şudur: İçinde bulunduğumuz coğrafya güvenli mi?
Stratejik derinlik; askeri güçle birlikte diplomatik kapasiteyi, ekonomik dayanıklılığı ve toplumsal bütünlüğü de içerir.
Bölgesel dayanışma, yalnızca silahlı iş birliği değildir; acil kriz çözüm mekanizmaları kurmak, arabuluculuk sistemleri geliştirmek ve iç çatışmaların dış müdahaleye açık hale gelmesini önlemek demektir.
Zayıf devletler, büyük güç rekabetinin sahnesi olurken güçlü bloklar ise sahneyi belirler.
DIŞ MÜDAHALELER VE GÜÇ BOŞLUĞU GERÇEĞİ
Tarihsel olarak büyük güçler, güç boşluklarını doldurur. Bu bir ahlak meselesi değil, uluslararası sistemin doğasıdır. Eğer bir bölge kendi güvenlik mimarisini kuramazsa, başkaları onun adına kurar.
Bu mimari ise çoğu zaman o bölgenin çıkarlarına göre şekillenmez.
Bugün yapılması gereken; tepki veren değil, inisiyatif alan bir stratejik anlayış geliştirmektir. Kriz çıktığında açıklama yapmak değil; kriz çıkmadan önce ortak çözüm mekanizmaları kurmaktır.
Savunma refleksle değil, planla yapılır.
EKONOMİK VE TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIK
Askeri güç, ekonomik altyapı olmadan sürdürülemez. Savunma sanayii dışa bağımlıysa, stratejik karar alma özgürlüğü mutlaka sınırlanır.
Bu nedenle:
* Ortak savunma fonları kurulmalı,
* Bölgesel teknoloji konsorsiyumları oluşturulmalı,
* Kritik tedarik zincirlerinde dış bağımlılık azaltılmalı,
* Yerli üretim ve ortak Ar-Ge merkezleri teşvik edilmeli.
Ekonomik kırılganlık, siyasi baskıya kapı aralar. Güçlü ekonomiye sahip olmak ise bağımsız karar alabilmek demektir.
İRAN MESELESİ VE DENGE SİYASETİ
Bölgesel denklemde herhangi bir ülkenin tamamen dışlanması, güç boşluğu üretir. Stratejik akıl, köprüleri yakmak yerine denge kurmayı gerektirir.
Bir ülkenin yalnızlaştırılması, bölgesel kırılganlığı artırabilir. Bu nedenle güvenlik perspektifi, duygusal değil rasyonel olmak zorundadır. Dengeler doğru kurulmazsa, krizler de zincirleme etki üretir.
Bölgesel güvenlik mimarisi; dışlayıcı değil kapsayıcı olmalıdır.
ORTAK SAVUNMA VİZYONU MÜMKÜN MÜ?
Evet, mümkün. Ancak bunun için üç zihinsel eşiğin aşılması gerekir:
1. Kısa vadeli siyasi rekabetin ötesine geçmek,
2. İdeolojik ayrışmaları stratejik aklın önüne koymamak,
3. Güven inşa edecek kurumsal mekanizmalar oluşturmak.
Bölgesel savunma konseyi, entegre kriz yönetim merkezi ve düzenli liderler zirvesi gibi yapılar, uzun vadede güven inşa eder.
YA BİRLİKTE VAR OLAN GÜÇ YA DA TEK TEK KIRILGANLIK
Tarih sabırlıdır ama affetmez.
Parçalanmış güvenlik, müdahaleye davetiyedir. Dağınık strateji, kırılganlık üretir. Tepkisel siyaset, krizleri büyütür.
Coğrafi dayanışma ise stratejik güç üretir.
Savunma bir hat değil; bir bilinçtir. Bir kararlılıktır. Bir ortak akıldır.
Bugün sorulması gereken soru:
Orta Doğu, kendi kaderini belirleyecek ortak iradeyi gösterebilecek mi?
Eğer cevap “Evet” ise; bu, sadece askeri değil siyasi, ekonomik ve teknolojik bir atılım gerektirir.
Aksi halde tarih yine aynı cümleyi yazacaktır:
“Güçlü olan kazandı, parçalı olan kaybetti.”
Bu çağda kaybetmenin bedeli ise çok ağırdır.
Hakan MUHTAR