“İnsan düşünen bir varlıktır.” Aynı zamanda düşüncelerini analiz edebilen, sorgulayabilen yaratılış özelliklerini de Allah (C.C.) insana bahşetmiştir.
“İnsan düşünen bir varlıktır.”
Aynı zamanda düşüncelerini analiz edebilen, sorgulayabilen yaratılış özelliklerini de Allah (C.C.) insana bahşetmiştir.
İnsan düşünmeden edemez. Gördüğünü tartar, duyduğunu ölçer, yaşadığını anlamlandırmaya çalışır. Bazı olayları görmezden gelemez. Çünkü görmezden geldiğiniz her olay, sormadığınız her soru, sorgulamadığınız her detay, gün gelir sizin başınıza çorap örer.
Toplum olarak da böyledir bu. Sustuklarımız büyür. Üstünü örttüklerimiz derinleşir. Konuşmadıklarımız kangren olur.
Son günlerde yaşananlara bakınca insanın zihninde ister istemez bir soru beliriyor: Bu yaşananlar doğal bir gündem mi, yoksa kurgulanmış bir akış mı?
MEDYANIN GÜNDEMİ BİR TESADÜF MÜ, TERCİH Mİ?
Geçtiğimiz akşam CNN Türk ekranlarında Celal Karatüre konuşuldu. Programın moderatörü Ahmet Hakan. Konuklardan biri Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü.
Oturmuşlar uzun uzadıya Celal Karatüre’yi enine boyuna tartışıyorlar. İlahi, musiki, “Kâbe’de hacılar HÛ der Allah” meselesi, laiklik tartışmaları, sosyal medyada yükselen tepkiler…
Bir kesim savunuyor.
Bir kesim şiddetle karşı çıkıyor.
Bir kesim “laiklik elden gidiyor” diyor.
Bir kesim “bu neyin korkusu?” diye soruyor.
Siyaset de devreye giriyor. Tartışma büyüyor. Sosyal medya ikiye bölünüyor. Televizyonlar günlerce aynı başlığı döndürüyor.
İnsan sormadan edemiyor: Türkiye’nin başka hiçbir meselesi yok mu?
TÜRK MEDYASININ GÜCÜ VE SEÇİCİ HAFIZASI
Türk medyası öyle zayıf bir yapı değildir. Siz ne kadar başarılı olursanız olun, isterseniz dünyanın en iyi ses sanatçısı olun, en güzel ilahiyi siz söyleyin… Eğer medya sizi görmezden gelmeye karar verdiyse, yoksunuzdur.
Bir anda görünmez olursunuz.
Videolarınızın izlenmesi düşer.
Hesaplarınız kapanır.
Erişimleriniz kısıtlanır.
“Topluluk kuralları” denir, “Teknik hata” denir, “Şüpheli faaliyet” denir. Ama sonuç değişmez: Susturulursunuz.
Bu ülkede bunu defalarca yaşadık. Hakkında soruşturma açılanlar, kimden geldiği belli olmayan tehditler alanlar, “Sus, otur, sesini çıkarma” mesajı verilenler…
O halde soralım: Madem medya bu kadar güçlü, madem istemediğini görünmez kılabiliyor; o zaman bir isim günlerce manşetlerde nasıl tutuluyor? Bu bir tercih değil midir?
HATIRLAYIN BİR ANDA PARLATILANLARI
Bir dönem Ajdar vardı. “Nane nane” şarkısını söylüyordu. Sanki Türk milleti naneyi ilk kez duymuş gibi bir gündem oluşturulmuştu. Abartılmıştı da abartılmıştı.
Bir başka örnek: İzmirli Dilruba. Sokak röportajında söylediği sözlerle bir anda Türkiye gündemine oturdu. Televizyonlar, gazeteler, internet siteleri, siyasetçiler… Herkes onu konuştu.
Şimdi soruyorum: Bu sadece tesadüf müydü? Rastgele bir sokak röportajı mıydı? Yoksa gündem üretme mekanizmasının bilinçli bir tercihi miydi?
Bir ülkede gündem bu kadar senkronize oluşuyorsa, insanın aklına “proje” kelimesi düşmez mi?
ASIL MESELE: BİLİM VE SANAT MERKEZLERİ
Gelelim kimsenin konuşmadığı meseleye.
Bu ülkede Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde, Bilim ve Sanat Merkezlerinde (BİLSEM) görev yapan, sınavla ve mülakatla gelmiş, alanında doktora yapmış kadın bilim öğretmenleri var.
Yıllarını eğitime vermişler. Emek vermişler. Çocukların zihnine dokunmuşlar. Projeler üretmişler. TÜBİTAK çalışmaları yapmışlar.
Peki değerleri var mı?
Soruyorum: Var mı?
Cevabı acı ama gerçek: Çöp.
Birileri BİLSEM’den doktoralı kadın öğretmeni çöpe atmaktan keyif duyuyor ve ısrarla kovuyor.
Bir eğitimci düşünün… Yıllarca okumuş, doktora yapmış, sınavla gelmiş, mülakatı geçmiş, proje üretmiş, öğrenciler yetiştirmiş. Sonra bir tek imza ile değersiz ilan edilmiş.
Bu çöpe atılan bilim kadın öğretmeninin haklarını kaç yıl oldu medya neden ve niçin ısrarla görmedi?
Kimler “Sakın görmeyin” dedi?
Kimler bu dosyaların üstünü kapattı?
Kimler sustu, kimler susturuldu?
Ne bilim kalıyor.
Ne proje kalıyor.
Ne kadın hakları kalıyor.
Ne de adalet duygusu.
Ama biz neyi tartışıyoruz?
“Kâbe’de hacılar HÛ der Allah” ilahisi okullarda söylenecek mi söylenmeyecek mi?
LAİKLİK TARTIŞMASI MI, LİYAKAT SORUNU MU?
Ramazan ayında okullarda çocuklar ilahi söylesin mi söylemesin mi? Laiklik elden mi gidiyor? Türkiye şeriata mı gidiyor?
Bu başlıklar günlerdir konuşuluyor.
Oysa kimse çıkıp şunu sormuyor:
BİLSEM öğrencilerinin liyakat sahibi, doktoralı kadın öğretmenden eğitim alması neden engelleniyor?
Kimler rahatsız?
Hangi imzalar, hangi ilişkiler, hangi çıkar ağları bu sistemin içine sızmış durumda?
Eğer gerçekten laiklikten, demokrasiden, hukuk devletinden söz edeceksek önce adaletten bahsetmeye başlamamız gerekmiyor mu?
DÜNYA YANARKEN BİZ NEYİ TARTIŞIYORUZ?
Bir yanda savaş tehditleri. Bir yanda işgal korkusu. Gazze’de çocuklar açlıkla mücadele ediyor. İlaçsızlıktan, bakımsızlıktan hayatını kaybeden masumlar var.
Dünya böylesi bir yangının içindeyken biz hangi başlığa kilitlenmiş durumdayız?
İstanbul’un fethinden sonra Bizans papazlarının “Melekler dişi mi erkek mi?” tartışması yaptığı rivayet edilir. Şehir düşmüş, ama onlar metafizik ayrıntının içindedir.
Bugün biz de o halde değil miyiz?
Ülkenin bilim politikası kan kaybederken, eğitim sistemi torpille sarsılırken, kadın bilim insanları değersizleştirilirken; biz semboller üzerinden kamplaşıyoruz.
MEDYAYA AÇIK ÇAĞRI
Madem CNN Türk ekranlarında saatlerce Celal Karatüre konuşulabiliyor…
Madem Ahmet Hakan moderatörlüğünde hararetli tartışmalar yapılabiliyor…
Madem Cübbeli Ahmet Hoca ile din, ilahi, laiklik masaya yatırılabiliyor…
O halde aynı cesaretle şunu da tartışın:
Milli Eğitim Bakanlığı’nda kadın bilim öğretmenleri neden değersizleştiriliyor?
BİLSEM’lerde torpil iddiaları neden araştırılmıyor?
Liyakat sahibi eğitimciler kimlerin imzasıyla sistem dışına itiliyor?
Eğer gerçekten kamuoyunu bilgilendirme göreviniz varsa, asıl meseleleri konuşun.
PROJE Mİ, PERDE Mİ?
İnsan sorgulamadan duramıyor. Gündemin bu kadar yönlendirilmiş olduğu hissediliyorsa, gündem bu kadar senkronize büyütülüyorsa, bu kadar ısrarla belli başlıklara odaklanılıyorsa; insan ister istemez soruyor:
Bu bir proje mi?
Yoksa asıl meseleleri perdeleme operasyonu mu?
Asıl Türkiye gündemi; bilimin, liyakatin, adaletin ve kadın emeğinin korunması olmalıdır.
Yoksa Kâbe’de hacılar dua eder, tavafını yapar. İnanan ibadetini eder. Bu kimsenin tartışma konusu değildir.
Ama bir ülkede bilim susturuluyorsa, liyakat eziliyorsa, torpil sistem haline gelmişse; işte orada hepimizin konuşması gerekir.
Çünkü sustuğumuz her mesele, yarın hepimizin kapısını çalar.
O gün geldiğinde, “Biz neyi tartışıyorduk?” sorusu vicdanlarımızda yankılanır.
Hakan MUHTAR