Trabzonspor’un sahasında Galatasaray’ı ağırlayacağı karşılaşma öncesinde tribünlerde koreografi hazırlıkları yapılırken, saha dışındaki gelişmeler ise en az maç kadar gündemi meşgul ediyor.
Bir yanda takımına sahip çıkan, günler öncesinden tribün şovları için emek veren taraftarlar… Diğer yanda ise kulübünün bilgisi dışında farklı planlar yapan bir kaptan.
Trabzonspor forması, yalnızca bir kulübün arması değildir. Bu şehirde o forma; aidiyet, mücadele ve vefa anlamı taşır. Bu yüzden kaptanlık pazubandı da sadece sahada takılan bir aksesuar değildir, karakterin en büyük göstergesidir.
Uğurcan Çakır’ın geldiği nokta inkâr edilemez. Ancak onu bu noktaya taşıyan en önemli unsurun Trabzonspor olduğu da tartışmasız bir gerçektir. Bu kulüp, onu Türk futboluna kazandırdı. Tribünler onu sahiplendi, bu şehir onu bağrına bastı.
Ancak gelinen süreçte görüldü ki Trabzonspor, bazıları için bir hedef değil, sadece bir basamakmış.
Kulüp yönetiminin bilgisi dışında yürütülen temaslar, sürecin en kritik kırılma noktası oldu. Bir futbolcunun, hele ki takım kaptanının, kulübünü devre dışı bırakarak hareket etmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Kampta Fenerbahçeli yönetici ile kulübün izni olmadan anlaşma sağlayan sözde kaptan!
Bu gelişmenin ardından yapılan Trabzonspor'a gelen düşük teklif, sürecin nasıl bir zihniyetle yönetildiğini de ortaya koydu.
❝Nasıl olsa oyuncu hazır.❞ anlayışıyla yapılan girişimler, Trabzonspor’un değerini küçümsemekten başka bir anlam taşımadı.
Trabzonspor yönetimini transfer süreçinde oldukça zor bir duruma soktu. Yönetim ise gerekirse, zararı biz karşılarız ama satmayarak kadro dışı bırakırız kozunu kullandı.
Trabzon’da bazı değerler vardır ki parayla ölçülmez. Bu şehirde ezeli rakibe futbolcu satmak sadece bir transfer değildir, bir kırılmadır.
Bazı taraftarlar, elde edilen yüksek bonservis bedelini ön plana çıkararak süreci farklı değerlendirebilir. Ancak Trabzonspor yönetiminin bakış açısı her zaman daha derindir. Bu şehir, kaptanını ne 36 milyon Euro’ya ne de daha fazlasına ezeli rakibine gönderilecek bir oyuncu olarak görmez.
Fakat ortada net bir gerçek vardı. Gitmek isteyen, aidiyetini kaybetmiş bir futbolcu… Böyle bir durumda kulübün önünde iki seçenek bulunuyordu: Ya kadro dışı bırakılacaktı ya da maksimum kazanç sağlanacaktı.
Tüm bu gelişmeler ışığında bakıldığında, Trabzonspor yönetiminin süreci kontrollü şekilde yönettiği görülüyor. Duygularla değil, gerçeklerle hareket edilerek kulüp adına en yüksek kazanç sağlandı.
Ancak bu durum, yaşananların taraftar nezdinde kabul gördüğü anlamına gelmiyor.
Eğer Uğurcan Çakır, bu formaya olan bağlılığını sürdürseydi belki daha az kazanacaktı. Ancak Trabzonspor tarihine adını yazdıran, unutulmaz bir efsane olacaktı.
Bugün gelinen noktada ise farklı bir tablo ortaya çıktı.
Trabzonspor taraftarı için mesele sadece para değil. Okul harçlığından biriktirip maça giden, dönüşte yol parası olmadığı için kilometrelerce yürüyen insanların bağlılığını anlamadan bu süreci yorumlamak mümkün değildir.
Bu şehirde vefa, her zaman paradan daha değerlidir.
Ve bu gerçeği anlamayanlar, Trabzon’u da Trabzonspor’u da asla tam anlamıyla anlayamaz.
Şimdi Uğurcan Çakır'ın yaptığı bu vefasızlığa tepki gösteren Trabzonsporlulara, söz etmek ne hakkınız ne de haddiniz.