Dünyanın bir köşesinde küçücük bir maymun…
Adı Punch. Annesi tarafından terk edilmiş. Daha annesinin sıcaklığını tam ezberleyememişken, daha kollarının arasında güven duygusunu sindirememişken, bir sabah yalnızlığa uyanmış. Yetmemiş… Kendi türü tarafından da dışlanmış.
O küçücük beden, koskoca bir dünyanın ortasında, peluş bir oyuncağa sarılarak hayata tutunmaya çalışıyor.
Evet, yanlış okumadınız.
Bir yavru maymun, annesi gibi bağ kurduğu peluş oyuncağa sarılıyor.
Asıl maymunluk ise ona yapılan.
İNSANLIK AYNASINDA BİR MAYMUN
Bir hayvanat bahçesinde ya da bir rehabilitasyon merkezinde çekilmiş o görüntüler… Punch’ın iki koluyla sımsıkı sarıldığı peluş oyuncak… Gözlerindeki boşluk… O boşluğun içinde gezinen tarifsiz bir “neden?”
Bir yavrunun annesiz kalması doğada trajedidir. Ama doğa kanunları bazen acımasızdır. Fakat burada doğadan daha acımasız bir şey var: Duyarsızlık.
Punch’ı annesi terk etmiş olabilir. Bunu içgüdülerle, korkuyla, belki sürü düzeniyle açıklayabilirsiniz. Ama diğer maymunların onu dışlaması? Onu itmesi, yanına yaklaştırmaması? İşte burada mesele yalnızca hayvan davranışı olmaktan çıkıyor.
Çünkü biz o görüntüyü izlerken sadece bir maymunu görmüyoruz. Kendimizi görüyoruz.
Okulda dışlanan bir çocuğu görüyoruz.
Mahallede “garip” diye kenara itilen genci görüyoruz.
İş yerinde yalnızlaştırılan kadını görüyoruz.
Toplumun ortasında yapayalnız bırakılan insanı görüyoruz.
Punch, aslında bir ayna.
Hepimizin o aynaya bakınca yüzümüz kızarmalı.
YAVRUYA REVA GÖRÜLEN YALNIZLIK
Bir yavru düşünün. Daha dünyayı tanımıyor. Tehlikeyi bilmiyor. Savunmayı bilmiyor. Hayatta kalmayı annesinin gözlerinden öğreniyor. Annesinin kalp atışını pusula yapıyor kendine.
Bir gün aniden o pusula kayboluyor.
Yalnızlık yetişkin için bile ağırdır. Bir çocuk için yıkımken bir yavru için ise varoluş krizidir.
Punch’ın peluş oyuncağa sarılması sıradan bir refleks değil. Bu, bağlanma ihtiyacının çığlığıdır. Bu, “Beni bırakmayın” diyen sessiz bir haykırıştır.
Bilim insanları yıllardır söylüyor: Sevgi, temas, güven… Bunlar lüks değil; biyolojik ihtiyaçtır. Bir yavru annesinin sıcaklığı olmadan büyüyemez. Ruhsal olarak eksik kalır.
Punch peluşa sarılırken aslında bir anneyi taklit ediyor. Yumuşaklığı, sıcaklığı, dokuyu… Beyni kendini kandırmaya çalışıyor: “Bak, yalnız değilsin.”
Ama yalnız.
Bunu biz biliyor ve izliyoruz.
SEYİRCİ KALAN DÜNYA
O görüntüler sosyal medyada milyonlarca kez paylaşıldı. İnsanlar gözyaşı emojileri koydu. “Çok üzüldüm” yazdı. Birkaç dakika içimiz burkuldu. Sonra hayatımıza devam ettik.
Asıl sorun bu değil mi?
Acıyı tüketiyoruz.
Bir yavru maymunun yalnızlığını bile içerik haline getirebiliyoruz.
Punch’ın peluşa sarıldığı an, bir trajediden çok bir “viral video” oldu. Oysa o kare, insanlığın sınıfta kaldığı bir sınav kağıdıydı.
Biz ne yaptık?
Beğendik.
Paylaştık.
Unuttuk.
Oysa dışlanma, sadece hayvanlar dünyasında değil, bizim dünyamızda da bir salgın. Her gün birini sürünün dışına itiyoruz. Farklı diye, zayıf diye, güçlü diye, yalnız diye, çok sosyal diye, başarılı diye, başarısız diye…
Punch’a yapılan maymunluk, aslında bizim uzmanlık alanımız.
DIŞLAMANIN PSİKOLOJİSİ
Dışlamak kolaydır. Çünkü dışlamak güç hissi verir. “Ben grubun içindeyim” duygusu verir. Dışlayana aidiyet kazandırır. İnsan da maymun da sürü psikolojisiyle hareket eder.
Ama medeniyet dediğimiz şey, içgüdünün üzerine çıkabilme yeteneğidir.
Eğer biz hâlâ zayıfı itiyor, yalnız olanı yok sayıyor, güçsüzü çiğniyorsak; o zaman gelişmişlik iddiamız kâğıt üzerindedir.
Punch’ı diğer maymunlar dışladı. Çünkü o farklıydı. Annesizdi. Korumasızdı. Belki ürkekti. Belki kokusu değişmişti. Sürü düzenine uymuyordu.
Size tanıdık geldi mi?
Toplum da böyledir. Travma yaşamış insanı anlamaz. Depresyondaki kişiyi “Abartıyor” diye yaftalar. Yoksulu tembel ilan eder. Göçmeni yabancılaştırır.
İlginçtir ki, sonra dönüp bir yavru maymunun dramına üzülür.
Bu çelişki midemizi bulandırmalı.
PELUŞ OYUNCAĞA SARILAN MASUMİYET
O peluş oyuncak… Sıradan bir nesne değil. Bir sembol.
Çocuklar neden oyuncaklarına bağlanır? Çünkü oyuncak yargılamaz. Terk etmez. Bağırmaz. Dışlamaz. Hep oradadır.
Punch’ın peluşu da öyle.
Belki plastik gözleri var. Belki dikişleri sökülmüş. Ama o, Punch’ı terk etmiyor.
Bir yavru maymunun güven duygusunu bir peluşa yüklemesi, bizim için utanç vesikasıdır. Çünkü gerçek güveni sağlayacak bir sistem kuramamışız demektir.
Doğada bile dayanışma vardır. Ama biz doğayı bozduk. Alanları daralttık. Hayvanları kafeslere koyduk. Sosyal yapıları parçaladık.
Sonra “Neden böyle oldu?” diye soruyoruz.
Çünkü müdahale ettik.
Çünkü bozduk.
Çünkü yalnızlaştırdık.
Çünkü her şeyi menfaat merkezinde düşünür olduk.
VEFA MI, VAHŞET Mİ?
Hayvanlar vahşi deriz. Kendimizi üstün görürüz. Ama bir yavrunun en temel ihtiyacı olan şefkati sağlayamıyorsak, vahşet tanımını yeniden yazmamız gerekir.
Punch’ın gözlerinde korku var. Ama daha derin bir şey de var: Kabullenilmiş bir yalnızlık.
İşte o bakış insanın içini parçalıyor.
Çünkü o bakışta isyan yok.
Sadece alışma var.
Bir yavru yalnızlığa alışmamalı.
Hiçbir çocuk yalnızlığa alışmamalı.
Hiçbir insan dışlanmaya alışmamalı.
Ama biz alıştırıyoruz.
Okullarda, iş yerlerinde, evlerde… Görmezden gelerek, susturarak, küçümseyerek alıştırıyoruz.
Punch peluşa sarılıyor. İnsan da telefona sarılıyor. Sosyal medyaya sarılıyor. Sanal dünyaya sarılıyor.
Gerçek bağ kuramadıkça, yapay bağlara sığınıyoruz.
Asıl maymunluk burada.
MERHAMETİN SINAVI
Bir toplumun gelişmişliği gökdelenlerle ölçülmez. En zayıfa nasıl davrandığıyla ölçülür.
Bir yavruya nasıl davrandığıyla…
Bir düşene nasıl davrandığıyla…
Bir yalnız kalana nasıl davrandığıyla…
Punch’ın hikâyesi bize şunu soruyor: “Siz gerçekten farklı mısınız?”
Eğer bir çocuğun gözyaşını görmezden geliyorsak…
Eğer bir kadının yardım çığlığını duymuyorsak…
Eğer bir hayvanın acısını sıradanlaştırıyorsak…
O zaman Punch’tan üstün değiliz.
Sadece konuşabilen versiyonlarız.
İÇİMİZDEKİ SÜRÜYE KARŞI
Belki bu yazıyı okuduktan sonra hayatınız dramatik biçimde değişmeyecek. Belki yarın yine birini görmezden geleceğiz. Belki yine acelemiz olacak.
Ama en azından şunu hatırlayalım: Bir yavru maymun, bir peluş oyuncağı annesinin yerine koymak zorunda kaldı.
Çünkü gerçek bağ koptu.
Biz bağları koparmayalım.
Birini dışlamak kolaydır. Yanına oturmak zordur.
Görmezden gelmek kolaydır. El uzatmak zordur.
Gülmek kolaydır. Anlamak zordur.
Punch’a yapılan maymunluk, belki de bize yapılmış bir uyarıdır.
Eğer içimizdeki sürü psikolojisini terbiye edemezsek, peluşlara sarılan yalnızlıkları daha çok izleriz.
İleride bir gün, o peluşa sarılanın biz olmayacağımızın garantisi de yok.
Çünkü hayat acımasız olabilir.
Ama biz olmak zorunda değiliz.
Asıl insanlık, kimsenin peluşa muhtaç kalmadığı bir dünyayı kurabilmektir.
Hakan MUHTAR